Advertisement kiss my airs
XOXO The Book
XOXO The Mag

Cemi'i Can Deliorman

"Müziğin içinde isteğinizi kaybettiğiniz her an, bir orijinalin taklidi haline dönüştüğünüz her an, zaman kaybıdır."

IWC Originals’ın bu ayki konuğu, Türkiye’nin en genç orkestra şefi olarak, nezaket ve yaratıcılığın birleştiği noktadan orkestra şefliğinin kendine has matematiğini anlatıyor. Bu sayede öğreniyoruz; Cemi’i Can Deliorman, sahnedeki cesaretini konsantrasyonundan alıyor, performansa dair tek korkusu ise sıradanlık.

Röportaj: Bahar Türkay

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Cemi’i Can Deliorman, IWC Pilot’s Watch Timezoner Chronograph takıyor.

Cemi’i Bey, mesleğinizin ruhunu ne öldürür?

Sıradanlık, yapaylık, isteksizlik... Bir sanat eserinin biricik olması gerektiğini düşünüyorum, dolayısıyla sıradanlık tamamıyla zamanın boşa harcanması demek. Müziğin içinde isteğinizi kaybettiğiniz her an, bir orijinalin taklidi haline dönüştüğünüz her an, zaman kaybıdır.   

Peki klasik müzikte orijinallik nedir?

Özgün olmayan bir eser her sanat dalında olduğu gibi klasik müzikte de değersizdir ve yok olmaya mahkumdur. Müzik tarihine baktığımızda, Orta Çağ’dan bugüne yalnızca kendi özgün müzik dilini yaratabilmiş bestecilerin mirasının kalabildiğini görürüz. Kendi dönemlerinde kabul görmeseler, eleştirilseler hatta anlaşılmasalar dahi, 600 yıl önce yazılmış bir eser bugüne ancak orijinalliği ile ışık tutabilir. Beethoven ‘Büyük Füg’, Stravinski ‘Bahar Ayini’, Schönberg ‘2. Yaylı Quartet’ gibi birçok eser ilk seslendirilmelerinde kabul edilmemiş olsa da kullandığımız müzik dilinde bir devrim yaratmışlardır. Bugün yaşadıkları gibi, kültür tarihi var oldukça yaşamaya devam edeceklerdir.   

Bu durumda orijinalliği nasıl tarif edersiniz?

Orijinallik, biricik olmaktır. Sesin, sözün, maddenin, ışığın, rengin, fikrin ve hareketin daha önce hiç olmadığı bir formda hayat bulmasıdır.

Türkiye’nin en genç orkestra şefi olarak popülerlikle ilgileniyor musunuz?

Kulağa güzel geliyor, ancak biliyorum ki, popüler olana duyulan ilgi gerçekçi değil. Başta, yaptığımız iş popüler bir iş değil ve bence olmamalı. Klasik müzik dinlemek ve bu müzik kültürüyle iletişim kurabilmek belli bir birikim gerektirir. Milyonların tanıdığı ve dinlediği bir yıldız haline dönüşme çabası bile bana komik geliyor.     

Klasik müziğin bir matematiği var. Zamanın da öyle... Bu bağlamda, klasik müzik ve zaman arasındaki ilişkiyi nasıl okursunuz? 

Klasik müzik ve matematik arasında kopmayan bir ilişki var ve bu ilişki Antik Yunan’a kadar uzanıyor. Hatta müzik, o dönemde tıpkı aritmetik, geometri ve astronomi gibi, matematiğin bir dalı olarak kabul ediliyor. Zaman da müziğin en temel unsurlarından biri. Her eserin kendine özgü bir temposu ve zaman planlaması var. Müzik, zaman içinde bazen sabit kalarak, bazen de sabit kalmaksızın, yavaşlayarak ya da hızlanarak sürekli devinen bir olgu.

Orkestra şefliğinde gerçek anlamda bir zirveden söz edilebilir mi?

Hayır. Zira iyi müzik yapmanın ve öğrenmenin sonu yok. İyi bir müzisyen zirve noktasına kendi içinde ulaşır. O zirveye ne kadar sıklıkla yaklaşırsanız o kadar mutlu olursunuz. İyi müzik yapma gayretiyle çıktığınız her yol önemli bir başarı.   

İşinize yansıttığınız kişisel bir stiliniz var mı?

Orkestra şefliği çok spesifik bir meslek. Birbirinden farklı birçok müzik disiplinini içinde barındırmasının yanında, sosyal kabiliyetleriniz ve insan iletişiminiz bir o kadar önem taşıyor. Ben işimde “ben” kavramından çok “biz” kavramını ön plana çıkaran biriyim. Orkestraların yapacağı müziğin, şefin donanımı, inandırıcılığı, nezaketi ve yaratıcılığı ile örtüşmesi gerektiğini düşünüyorum ve böyle çalışıyorum.  

Orkestra yönetmeyi duygularla anlatmanızı istesek ortaya nasıl bir ruh hali çıkar?

Bu bir trans hali. Bestecinin fikirlerine ulaşabilmek için birbirinden farklı ruh hallerine girebilirsiniz. Orkestra yönetirken en uç duygu hallerini bile tecrübe etme şansınız var ve sanırım bu mesleğin en güzel yanlarından biri de bu. Bir eser icra ederken, ölüm duygusunun, korkunun, aşkın, mutluluğun sınırlarında dolaşabilirsiniz.

Yaşadığımız zamanla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? 

Modern yaşam eleştirilebilir, yadsınabilir ama reddedilemez. Ben yaşadığı zamana inanan biriyim. Bu modern günler birkaç yüzyıl sonra bir nostalji bulutuna dönüşecek. Bu, iyisi ve kötüsüyle bizim zamanımız ve ben bunu seviyorum.

Kolunuzda, IWC’nin dünya saatlerini aynı anda gösteren Timezoner modeli var. Şimdi gözlerinizi kapatın ve hayal edin, dünyanın neresinde, hangi saat dilimindesiniz ve kulağınızda hangi beste çınlıyor? 

Kulağımda çınlayan her iyi beste, gözümü kapattığımda bana dünyanın neresinde olduğumu unutturuyor, bir yerde olma fikrini önemsizleştiriyor.  Tıpkı zamanı unutturduğu gibi... Her iyi eser bizi gerçek zaman kavramının dışına, başka bir serüvene, başka bir coğrafyaya çıkarıyor.

Berlin’de Geçen 11 Film
Burger Mania