XOXO The Book
XOXO The Mag

Cem Garih

"Bir nehir düşünün, güçlü bir akıntı var ve bir yaprak o akıntının üzerinde nehirle beraber akıyor. Zaman kavramını, o güçlü akıntıya sahip nehir gibi görüyorum, kendimi de o yaprak gibi..."

Cem Garih, köklü bir ailenin yeni jenerasyon temsilcisi ve Yenibirlider Derneği’nin iki kurucusundan biri... Kendisinin zamanla bir meselesi olduğu kesin. Zira onu sınırlarından koparıp, eğip bükmekle meşgul. IWC Originals serimizin bu ayki konuğuyla, hem liderliğin derinliklerine indik hem de onun zamanı nasıl algıladıgğına değindik. 

Lider kimdir?

Yaptığı iş sorulduğunda kimse “ben liderim” demez. Lider olmak için takipçi olmak gerekir. Birilerini takip etmek anlamında değil ama bir lideri lider yapan çalıştığı insan grubudur. O, çalıştığı kişilerde, belki onların da farkında olmadığı iyi özellikleri açığa çıkarmak koşuluyla, daha önce var olmayan bir ortam yaratarak sonuca gitmelidir.

Bir lider ne kadar orijinal olabilir? 

Soruyu yeniden sorabilir miyim; bir lider orijinal olmamayı ne kadar göze alabilir ve lider kalabilir?

Ülkeler, meslekler, yaşam stilleri ve kültürler arasındaki sınırlar ve kategoriler gittikçe bulanıklaşıyor, her şey iç içe geçmiş durumda ve hiçbir ayrım artık çok keskin değil. Böyle bir senaryoda liderliğin hala bir inandırıcılığı var mı?

Bu, liderliği nasıl tanımladığınızla ilgili. Bahsettiğiniz, birbirinin içine geçme durumu aslında bir fırsat da doğuruyor. Ülke sınırlarının öneminin azaldığı, iletişimin hızının arttığı ve bilgiye erişim imkanının çoğaldığı bu dönemde, geniş anlamda liderlik, insan gruplarının farklılıklarına değil, benzerliğine odaklanmalı. İnsan ile, insana en yakın biyolojik akrabamız olan maymunun DNA’sı %99 oranında aynı, %1 oranında bir farklılık mevcut. Sizin ve Kenya’daki veya ABD’deki herhangi birinin arasındaki biyolojik farklılıklar bu %1’de yatıyor. Tüm diğer farklılıklar ise insanın eğitimi, kültürü ve tecrübeleri sayesinde oluşuyor. Bizse, %99’u unutup, o %1’deki farklılıklara odaklanıyoruz. Bu durumun değişmesi lazım. Hepimiz biriz. 

2008 yılında gerçekleşen American Mathematics Competition’da, 22.000 kişi arasından birinci oldunuz. Bildiğiniz tüm matematiksel kuramları düşündüğünüzde, matematiğin en zor sorusu ne?

Matematiği sayılarla, toplama-çıkarmayla, mantıkla ilişkilendiren insanlar var. Aslında matematik bir dil. Doğada örünümler var ve doğanın bu dokusunu anlamak için kullandığımız bir araç matematik. Mesela doğada bir, üç, beş, artı veya eksi yok. Ama biz üç elma gördüğümüz zaman bu temadan faydalanmak için, bunu temsilen üç sayısını kullanıyoruz. Matematik etrafımızı anlamak ve anlatmak için kullandığımız bir basitleştirme aracı. Bu aracın en önemli özelliği, kendi doğasından ötürü kendi içinde tutarlı olması. Ancak, matematiksel olarak kanıtlayabildiğimiz ama doğada eşdeğerini göremediğimiz bazı soru işaretleri var. Mesela, matematiksel olarak sonsuzluk kavramından bahsedebiliriz. Hatta sonsuzluğun farklı boyutları var. Doğada sonsuzluk nasıl gözlemlenebilir? Bir zaman birimi olarak saniyeyi ele alalım ve bu zaman dilimini kırdığımızı düşünelim. Zamanı sonsuz parçaya böldük diyelim. En küçük zaman birimi, diğerlerinden ayrıysa, yine sonsuz parçaya bölünebilir. Peki bu nerede biter, en küçük zaman birimi nedir, en küçük zaman biriminden diğerine ne değişir? 

Geçmişi iyice anlamanın peşinde misiniz, yoksa geleceği yakalamanın mı?

Bir nehir düşünün, güçlü bir akıntı var ve bir yaprak o akıntının üzerinde nehirle beraber akıyor. Zaman kavramını, o güçlü akıntıya sahip nehir gibi görüyorum, kendimi de o yaprak gibi... Yaprak akıntıya karşı geri geri gidemez. İleriyi de göremez. Ancak nehirle akarken, o an, o dakika etrafta olanları görme hakkına sahip olur. Bu onun kontrolü dışında olan bir durum. Zamanın fiziksel boyutta göreceli olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. Bireyler boyutunda ise zamanın göreceliği fiziksel değil, psikolojik farklılıklardan ötürü oluşur. Zaman 13 milyar 700 milyon yıl önce, Büyük Patlama ile başlamış kabul edilse de, zamanın ölçümü insan yapımı bir meseledir. Dünyanın kendi etrafından bir gün dönüp, güneşin iki doğuşu arasındaki dilime bir gün adının verilmesi, 24 parçaya bölünmesi, onun da 60 parçaya çevrilmesi insan yapımı. Bu sayede sizinle şu anda aynı sayfadayız ama bu, evrenin her zaman aynı sayfada olduğu anlamına gelmez. Geçmiş mi gelecek mi derseniz, geçmişe bakıp ders almak, geleceği planlamak derim. Bütün bunları yaparken de sahip olduğumuz yegane zamanın şu an olduğunu bilmek önemli olan. 

Yaratıcı endüstrilerin ekonomide bir hayli kayda değer bir yere sahip olduğu Londra gibi bir kentte yaşıyorsunuz. Türkiye’deki durumla ilgili ne söylersiniz?

Daha önce ABD’de de yaşadım. ABD’deki sistem daha çok felsefe ve fikir üzerine kurulu, İngiltere ise tarih ve gelenek üzerine. İngiltere ve ABD kırılımı yapmadan, Batı ülkeleriyle Türkiye’yi kıyasladığım zaman, burada önemli bir potansiyel görüyorum. İnsanlığın son 200 yılında ekonomideki ve hayat şartlarındaki gelişmede en önemli etken üretkenlik. Ve bu, kişi başı birim zamanda ortaya konulan işin değeri olarak tanımlanabilir.Batı ülkeleriyle kıyasladığımız zaman Türkiye’de üretkenlik çok düşük. Bunu görüp, ‘eyvah’ da diyebiliriz, bunu bir fırsat olarak da görebiliriz. Bence burada bir fırsat var. Eğitim şartlarını geliştirebilirsek, bilime yatırım yapabilirsek ve daha yüksek uzmanlık gerektiren konulara yönelebilirsek bir zıplama yapma imkanı var. Bizim hedeflerimizin temelinde de bu var zaten.  

Ortağınızla kesinlikle aynı fikirde olmadığınız bir senaryo üzerine düşünelim. Sonuç ne olur? 

Böyle durumlarda, karar almakta acele etmiyoruz. Kararı nadasa bırakıyoruz. Duygulardan arınmaya çalışıyoruz. O zaman çatışma azalıyor ve algılardan kurtulmuş oluyoruz. Ardından, birbirimize şu soruyu soruyoruz: ‘Sen bu aktardığın görüşten yüzde kaç eminsin?’ Tabii ki, önemli olan bu rakamları dürüstlükle ifade edebilmek. Bir taraf yüzde yüz eminse, karşıdaki kişi de buna inanıyorsa, bir fikir tartışması olur ama bu kavgaya dönüşmez. Bütün bunlar sorunu çözmezse danışmanlara başvururuz. Onlar bize yeni yollar, görmediğimiz açılar gösterebilirler. Ve nadasa bıraktığımız bu kararı içimize sindiği noktada ortak bir şekilde hayata geçiririz. 

Bu süreci anlatırken duygularınızdan arındığınız bir andan bahsettiniz. Bunun için yaptığınız özel bir şey var mı? 

Daha derin anlamda yaptığım şey, içime bakmak, ne düşündüğümü anlamak ve o düşünceye olumlu/olumsuz katkı sağlayan etkenleri ayrıştırmak... ‘Ben niye şu anki gibi hissediyorum?’ sorusu, öncelikle hissettiğiniz şeyi kabul etmenizi doğuruyor. Bu aşamaya geldiğiniz zaman temele inmeniz gerekiyor. Buna yardımcı olacak şeyler var elbet. Ben yürüyüş yapmayı, sık sık spor yapmayı ve doğayla baş başa olmayı seviyorum. Bunlar insanın iç huzuru için önemli uğraşlar. 

Kolunuzdaki saatle bir hikaye yazsanız nereden başlarsınız? 

Benim ilk okuduğum kitap Exupéry’nin Küçük Prens’i. Madem kolumda IWC Pilot’s Watch Chronograph Edition Le Petit Prince serisinden bir saat var, o zaman oradan başlardım. 

Brioni X Metallica
July / August 2016 Cover Guest