XOXO The Book
XOXO The Mag

Merve Ertufan

Merve Ertufan, son dönemde sıklıkla kadrajımıza giren genç bir sanatçı.

Üretimleri ve bu üretimlere yansıyan düşünüş biçimi ile haklı biçimde ilgimize mazhar oluyor. Merve, Ashkal Alwan’daki program kapsamında bir süre daha Beyrut’ta yaşayacak, ama onunla İstanbul’da bir araya gelip incelikli düşünüş biçimi, işleri ve gelecek planları üzerine söyleştik. 

Röportaj: Yasemin Özcan - Şubat 2016

Fotoğraf: Defne Onar

İnsan ilişkileri, sözel dil ve bunların ilişkilere dönüşümü ile ilgilisin. Odağına insanı alan çok geniş bir alanı tarifliyoruz. Buradan başlayalım, sanat üretimi dünyayı anlamanın bir yolu olabilir mi?

Genelde, tanık olduğum ya da yaşadığım, kafama takılan konulardan yola çıkıyorum. Çözemediğim bir şeyi kurcalamak, parçalamak, içini açıp bakabilmek isteği başlamak için ihtiyacım olan ivmeyi sağlıyor. İnsanı odağına alan bir bakış açısı dediğinde, belki biraz içgörü sahibi olabilmek, hangi durumların içlerinde nasıl potansiyeller taşıdığını görebilmek, ne kadar güzel olurdu diye düşünüyorum. Bu noktada ilişkilere, ilişikliklere bakmayı deniyorum. Mesela, bir ortamdan bir ortama neden tavır ve tutumlarımızın değiştiği, o ortamdaki insan ve o insanların getirdiği koşullara göre farklı rollere bürünmemiz ve bunların sebepleri bakmaya değer geliyor.

2012’de Emre Baykal küratörlüğünde Arter’de gerçekleşen Haset-Husumet-Rezalet sergisinde izlediğimiz İltifatlar işi ile tanıdım seni. Psikolojideki haset kavramına referans veren son derece çarpıcı bir iş. İki arkadaş, aynı zamanda meslektaş kadının hasetini izlediğimiz işin sürecinden bahseder misin?

Aslında, Johanna ile gerçekleştirdiğimiz, me|you isimli proje de bu bahsettiğimiz dönüşüme bir örnek. İltifatlar projesinde birkaç koşul koymuştuk. Öncelikle çekim boyunca iltifat dışında bir şey söylememiz yasaktı. Ayrıca, bir miniDV kaset uzunluğunda ve kameranın sınırlarının içinde olacaktık. Açıkçası, bunlar bende biraz kapana sıkışmışlık hissi yaratmıştı. Gelen bir yoruma sözlü cevap verememek, o tepkiyi yutup ya da dönüştürüp başka bir iltifat şeklinde sunmak, kameranın ve onun getireceği potansiyel izleyicinin bilincinde olmak; ve bu konumdayken karşıdan gelen iltifatın da samimiyetini sorgulamak, iltifat değiş-tokuşunu bir anda çekişmeli, abartılı ve alaycı bir hale dönüştürdü.

Peki aynı işi bugün çekseniz, sence neler farklı olur?

İlginç bir soru, şimdi düşünüyorum hayatımızda neler değişti ve bu değişikler iltifatlara nasıl yansır... Johanna’nın bir oğlu oldu bu sene, çok şirin, adı Malte. İlk aklıma gelen, ona, çocuk sahibi olması hakkında bir iltifat etmek olurdu. Ama bir yandan da bunu gerçekten de söyleyemeyeceğimi düşünüyorum, acaba kendi isteklerimden çok mu açık vermiş olurdum? Çocuk istiyor muyum, onu bile daha bilmiyorum ama ona işaret eden, sanki çocuk isteyen, ancak daha bir ilişkiye bile sahip olmayan, yani aşk konusunda başarısız biri gibi gözükür müydüm? Onun dışında, Johanna’da bir değişiklik olur muydu? Klasik bir anne stereotipi gibi daha yumuşak başlı birine dönüştü mü? Uzun zamandır aynı ülkede bile olmadığımız için bilemiyorum. Ama tahmin yürütmek beni şu an çok eğlendirdi.

Sanat pratiğinde ifade aracı olarak dil önemli hale geliyor. Ve işlerin dolaşımı-paylaşımı bağlamında gereken tercüme ihtiyacı, ilginç biçimde içerikten kaybettirmiyor. Üretimlerinde dilin, önemli ve derinliğe alan açan bir kapı gibi kullanıldığını düşünüyor musun?

His ya da düşüncelerin, yani söz öncesi olanların, söze yansıyışı bir tür tercüme gibi geliyor bana. Söz, yani dil de, hisleri ve düşünme biçimimizi etkiliyor tabii ki, ama bu bahsettiğin belki o çeviriden önceki bir yer ile çalışmanın getirdiği bir şey olabilir. O noktada ortak bir paylaşım var ve sözün ya da yerel dilin dışında bunları algılayabilmek belki mümkün oluyordur.

SPOT üretim fonu desteği ile Zeynep Öz küratörlüğünde gerçekleşen sergi için Yan Yana 2014 adlı işi ürettin. Radyo programı formatında profesyonellik ve amatörlük kavramlarının, senin deyişinle, getiri ve götürülerini tartışmaya açıyorsun.  İş ardından bu kavramlara bakışın nasıl dönüştü?

Bu kavramların toplum içinde nasıl oluştuklarını, sistemin hangi araçlarıyla o ünvanların alındığını ve bunların toplumun diğer kesimlerince algılanış biçimlerini görmek çok besleyici oldu. Aynı zamanda bunları taşıyan insanların nasıl hissettiklerini, onların ilgili konu ve konum hakkındaki fikirlerini duymak bu ünvanların çok da masum olmadığını hissettirdi bana.

Şu anda 10 aylığına Askhal Alwan’da bir programdasın. Dünyanın farklı noktalarından yazar ve küratörlerin sadece konuşmak, düşünmek ve belki de üretmek üzere deyim yerindeyse kapandığı bir süreç hızla devam ediyor. Orada geçirdiğin üç ayın ardından bunun nasıl bir tecrübe olduğunu düşünüyorsun?

Fikir ve deneyim alışverişi ile geçiyor. Birçok şey dinlemek ve onlar hakkında araştırma yapmakla zamanımı geçiriyorum. Direkt ilgi alanlarımın ve alışkanlıklarımın dışına çıkmamı gerektiren bir ortam. Yorucu olsa da insanların düşünme biçimlerini görmekten çok zevk alıyorum.

Yakın gelecekte neler yapmak istiyorsun, seni nerede izleyeceğiz?

Bstart isimli projede yer alıyorum. Birkaç çok güzel insanın amatör olarak ilgilendiği, tamamen sanat dünyasını desteklemek amaçlı oluşturduğu bir platform. 2015’te ilk açık çağrılarını yaptılar ve ben de o grupta seçilenlerden biri oldum. 2016 yılının ilk yarısında gerçekleşecek bir projemin finansal ve bazı lojistik yüklerini üstlenmiş durumdalar. Onlarla bir sergi gerçekleştirmeyi umuyorum.

Thomas Tait
Samra Zeller