XOXO The Mag

SHARE

FASHION BACK TO CATEGORY HOME

'Katlama' Gerçekten Bir Sanat mı?

Dünyanın bir köşesinden “ben de varım!” diye bağırmak isteyen tasarım için artık kumaşlar da, kalıplar da yeterli değil.

Bazı tasarımcılar kumaşlarıyla, dikişleriyle; bazıları ise desenleri veya kalıplarıyla ünlüdür. Her sezon yepyeni bir şey yaratsın diye beklenenler de vardır, çizgisini hiç bozmasın diye ümit edilenler de. Bütün bu tasarımcı tufanı içinde, bir de tek başlarına sansasyon yaratan ve trend belirleyenler vardır. Bütün bu seçenekler sayılırken de kafalarda canlanan belli tasarımcılar vardır ve o kafalarda, bu isimlerin yanına yenilerinin eklenmesi çok zordur. Zira onun yaptığı yapan ancak ona bir alternatif olabilir, daha fazlası değil.
 
Dünyanın dört bir yanında birbirini ardına düzenlenen moda haftalarıyla herkesin başını döndüren; tasarımcıları ya bunalıma ya intihara sürükleyen ve asla tatmin olmak bilmeyen bu dünyanın bir köşesinden “ben de varım!” diye bağırmak isteyenler için artık kumaşlar da, kalıplar da yeterli değil. Christopher Kane’in F/W 2011 koleksiyonunda ilkokulda kullandığımız kalemliklerden esinlenerek, kıyafetleri içi parlak ve renkli sıvı dolu plastiklerle süslemesi ve Alexander Wang’in kalın el örgüsünden sihirli bir şekilde tığ ile işlenmiş saten kumaşa dönüşen kazakları da yaratıcılık sınırlarını zorlamak değil, patlatmak zorunda kalan yeni tasarımcıların işini kolaylaştırmıyor. Evet; bir trendi farklı yorumlayan, renk ve desen alternatifi sunan, boy ve kalıp seçeneklerini arttıran tasarımcılar da basamakları tırmanıyor; ancak yüzlerce şov ve binlerce showroomun arasında insanın gözleri ve ruhu hep farklıyı arıyor. İşte son yıllarda bu farklıyı bulmak için bakılacak yerler çok sürpriz değil; Berlin, İskandinav ülkeleri ve Central Saint Martins ya da Royal Collage of Art mezunları. Tabi ki bu kuralın onlarca istisnası var; ancak bu yazı kaideyi bozanlarla ilgili olmayacak.
 
Elena Martin, 21 yaşında Central Saint Martins Tasarım bölümünden mezun olduktan sonra iki yıl Londra’da Vivienne Westwood ve Alexander Wang’in yanında asistanlık yapıyor. 2005 yılında New York’a taşınıyor, 2007 yılında ise Martin Lamothe markasını kuruyor ve markasıyla Bread&Butter Berlin ve Barcelona’nın yanı sıra Rendez Vouz Paris’e katılıyor. 2008’de Barcelona Moda Haftasında ilk resmi defilesini gerçekleştiren tasarımcı 2010 senesinde Londra’da ofisini açıp sunumlarına Londra ve Madrid’de devam ediyor.
 
Martin Lamothe, yoğun istek üzerine unisex hale gelen ve performans sanatından asla kopmayan bir marka. İlham aldığı şeylerden çok farklı şeyler yaratabilen, asla düz düşünmeyen tasarımcının yarattığı parçaların gözle görülür en önemli özelliği ise boyut. Pli ya da fırfır demeye bin şahit katlama harikası etekleri, iç içe geçmiş bandajları ve üçgen kapitoneleriyle kıyafetten çok el işi sergisini andıran koleksiyonlarından birinde Elena, seramik ustası Lusesita ile işbirliği yapıyor ve yarattığı dijital desenleri, daha sonra kıyafetlerin üstüne diktiği seramiklerin üstüne bastırıp üç boyutlu etki yaratıyor. Halihazırda bir çok moda başkentinin yanı sıra Pixie Market, Not Just a Label gibi hip online butiklerde satılan marka ilerleyen sezonlarda renk ve doku yelpazesini genişletebilirse adını daha çok duyurabilir.
 
Katlama ve boyuttan bu kadar bahsetmişken Felicity Brown’dan söz etmemek olmaz. Royal Collage of Art Tekstil bölümünden birincilikle mezun olan Felicity Brown, kendi koleksiyonunu çıkarmadan önce Loewe, Mulberry, Alberta Ferretti ve Lanvin için çalışıyor. Debut koleksiyonunu 2010 yılında Londra Moda Haftası’nda sergiledikten sonra bazı parçaları Barney’s, 10 Corso Como ve Liberty of London mağazaları tarafından satın alınıyor. British Fashion Council’a üye olan tasarımcı yılda 2 koleksiyon çıkarıyor ve koleksiyonları dünya üzerinde 15 ülkede satılıyor. Alışılmışın dışında kesim ve dikiş tekniği sayesinde kıyafetlerinde illüzyon etkisi yaratan ve ilham aldığı sanat eserlerini, katmerli modern savaş zırhlarına çevirebilen tasarımcı gelecek vaat ediyor. 
MORE FROM FASHION
Loading