XOXO The Book
XOXO The Mag

Beaten Fame

İlk projelerinin ilk röportajını yaptığımız Beaten Fame’in müziği, şöhretin gölgesinde kendilerini tekrar etmekten kaçınan, yenilikçi bir nefes.

Geçtiğimiz hafta ilk teklileriyle camiaya sıcak ve taze bir giriş yapan Beaten Fame, farklı işleriyle öne çıkan, öğrenmeye önem veren, hata yapmaktan korkmayan ve tutkularıyla kavuşan ilham verici bir ikili. İlk projelerinin, ilk röportajını yaptığımız Beaten Fame’in müziği şöhretin gölgesinde kendilerini tekrar etmekten kaçınan, yenilikçi bir nefes. Beaten Fame’i oluşturan Elçin Orçun ve Güven Gültekin’le, bu sıra dışı konseptleri, geçmişleri ve gelecekleri üzerine sohbet ettik.

Bilge: Öncelikle ilk tekliniz için tebrik ederim. Daha önceden yerli müzik endüstrisinde dinlemediğim bir şeydi. Dolayısıyla bu camiada daha önce pek yapılmamış bir işi –elektronik, R&B, trap, kadın vokal- yaratırken aklınızda tam olarak ne vardı merak ediyorum açıkçası.

Elçin: Aslında hiçbir şey. Yani baştan, ‘hadi şöyle bir şey yapalım’ diye girişmedik. Her şey daha spontane gelişti. Örneğin baktık ki, Güven bir altyapı yapmış, ben üç sene önce beste yapmışım... O aslında fark etmeden bana altyapı yapmış. Ortaya değişik bir şeyler çıktığını iş bitip çevremize dinlettikten sonra fark ettik. Özgün bir şey yaparak yola çıktık, ama özellikle değişik bir şey yapmaya uğraştığımızı söyleyemem. Üzerine çok düşünmeden, anlık, ortaya kendiliğinden çıkan bir süreçti.

Güven: İşin biraz prodüktörlük tarafından konuşmak gerekirse, hali hazırda bir taslağımız, kalıbımız yok diyebilirim. Ben şarkının getirdiği şekilde aranje yapıyorum. Şarkı ne istiyorsa... Bir şeye benzeyebilir de, ama çoğunlukla oraya o yakıştığı için o yola gitmişizdir. ‘Piyasa böyle istiyor’ anlayışına ayak uydurma çabasında değiliz; biz iyi bir şey yaratmaya çalışıyoruz. Örneğin ben drum machine çalıyorum – çok takipçim yok, olanlar da çoğunlukla yabancı, ama ben bunu sevdiğim için yapıyorum. Biz piyasanın sonucu olmak istemiyoruz; yapabildiğimiz şekilde, günümüzde sesin geldiği noktada, kulağa en açık ve en geniş gelen mixleri yapmaya çalışıyoruz. Tekdüze duyulmayan bir şey yaratmaya çalışıyoruz. Şanslıyız ki çevremiz çok iyi, çok tatlı insanlarla karşılaşıyoruz. Ürettiğimiz ve kullanmadığımız beatleri paylaşıyoruz kimi zaman.

E: Tabii, ‘şunu yapmayız, bunu yapmayız’ gibi bir derdimiz yok. Janrlar arasında pek ayrım yapmıyoruz biz. Hiphop seviyoruz ama günün sonunda iyi müzik iyi müziktir. Karakterimizde olduğu gibi müziğe de önyargısız yaklaşınca bir tıkanıklık yaşamıyoruz, her tarza yakın bir şeyler yakalayabiliyoruz.

G: Her şeyi çalıyoruz denebilir: bass, trap, hiphop, elektronik, tekno. DJ setlerimizi de mekanlar ve insanlara göre ayarlıyoruz. İyi müzik - kötü müzik, iyi insan - kötü insan gibi. Biz de bir isim koyamıyoruz kendimize, belki chill trap denebilir, pop’a yakın ama r&b’ye de yakın.

E: Kendi adıma pek çok farklı yerden geliyorum. Örneğin Türk Sanat Müziği’ni çok severim, evde Ezgi’nin Günlüğü ile büyümüşümdür. Hepsi bir bütün aslında. Ülkemizdeki müzikler kendi adıma bir noktada içime üflenmiş gibi. Oradan da çok uzak değilim, oraya çok yakın da değilim.

B: Sürecin biraz daha doğal, spontane ve içgüdüsel ilerlediğini söylüyorsak, performanslarınızda emprovizasyonun da yerinin büyük olduğunu söylemek mi gerekir?

G: Evet, tabii. Çalarken performansımızın yüzde 90’ı doğaçlama. Hemen bir beati loopa alıp, üzerine drum machine çalıyorum, Elçin de üzerine doğaçlama vokal yapıyor. Üzerine noise ekliyoruz. Nasıl giderse. Araya bazen Zeki Müren sesi, bazen Kemal Sunal sesi, bazen haber bülteni kaydı girebilir. Her seferinde farklı. 20 gün aynı şeyi yapmak istemeyiz. Hayatımız da öyle. Öğrenmeye, öğrendikçe eklemeye, hatta ekledikçe çıkarmaya devam ediyoruz. Evde jamlerimiz de böyle geçiyor. Şarkı yaratmaktan çok farklı. Şarkı bir ürün. Emprovizasyon bir süreç. Öğrenme süreci.  

E: Biraz kendimize yatırım yapıyoruz. Hata yapabilme özgürlüğümüz de bu yoldaki en büyük değerlerimizden. İkimiz de önceki hayatlarımız boyunca buna alışmışız.

“Müzik kolektif yapıldığında çiçek açan bir şey, o yüzden doğru insanlarla kavuşmak çok önemli”

B: Önceki hayat demişken, Beaten Fame’in yolları nasıl kesişti, nasıl tanıştınız, beraber müzik yapalım dediniz?

G: Hepsi bir arada oldu! Tam bir sene önce bugün tanıştık. Bir grup arkadaşımla üç günlüğüne bir köy evine kapanıp jamminge gitmiştik. “Sonra kesin buluşalım” diyerek İstanbul’a döndük. Orada tanıştığım çocuklardan biri Elçin’in çok yakın arkadaşıymış. Elçin beraber çalışabileceği birinin arayışındayken o Elçin’e benden bahsetmiş. Sonra buluştuğumuz ilk günden beri müzik yapıyoruz ve çok da iyi gidiyor.

E: Benim de 10 senelik, arayışlarla geçen ve doğru kavuşmayı yaşayamadığım bir müzikal geçmişim vardı. İçime bir türlü sinememişti. Müzik kolektif yapıldığında çiçek açan bir şey, o yüzden doğru insanlarla kavuşmak çok önemli. Özellikle hata yapmak isteyen müzisyenler epey azınlıkta, bulması çok zor. Yani Güven’le tanışmamız ve müzik yapmamız benim de uzun süredir beklediğim bir şeydi. Onun elinde de bir sürü altyapı, neler neler var, üstüne söyleyecek biri yoktu. İkimizin de kendi kendini geliştirdiği uzun bir dönem sonucunda bir araya gelmemizle ortaya bu şarkılar çıkabiliyor.

G: Ben de aynı arayıştaydım. Başlıyoruz her şey çok güzel, ama çalışmak isteyen insan yok. Ben zaten viral reklam ses tasarımıyla (BatesMotelPro) yaptığım müziği değerlendirmeye başlamıştım. O zaman bir arayışta değildim. Yakın arkadaş grubuyduk, çekimde, senaryoda, orada ekipleydik, ses taslağı hazırlıyordum, sonra birlikte tamamlıyorduk. BatesMotelPro’da da şarkılı işlerimiz vardı, ama zaten her şey hazırdı. Benim kendime vokalist arayışım, kafamda single, albüm fikirleri yoktu. Biraz kendiliğinden gelişti.

B: Elçin, senin epey dolu bir solo geçmişin de var. Tiyatro, televizyon dizisi (MUCK), tekliler, a cappella çalışmalar (Dört Duvar)… Şu ankinden farklı altyapılarla bir şeyler yaptın; akımını yeni mi buldun, yoksa hepsi kendi içinde bir süreç miydi?

E: Hepsi birbiriyle bağlantılı. Hiphopla breakdans sayesinde tanıştım. Zaten küçüklüğümden beri tiyatro yapıyordum. Sonra rapçilerle tanıştım, pek çok arkadaşım vardı, sokaklardaydık. Şiir yazmak hep vardı. Sonra müzik yapacak insanlar aradım, onların müziğine entegre olmaya çalıştım. Müzik yapmak istiyordum, ama bir sürü şeye de ilgim vardı. Hepsi parça parça birleşip bugünkü beni oluşturdu. En büyük şansım ailemin beni özgür bırakmasıydı; ilgim olan her şeyin eğitimini alıp kendimi geliştirme şansım oldu. Oturup gitar çalan bir arkadaşımla Sezen Aksu şarkısı söylemeyi de sevebilirim. Hepsi benim, hepsi benim başka başka renklerim. Örneğin 10 sene sonra alaturka şarkıları Güven’le elektronik halde coverlamak da istiyorum. Bu benim 15 sene önceki hayalim, ama gerçekleşebileceği fikri şimdi içime yerleşiyor.

B: Peki gelelim isminize… Beaten Fame nedir? Nereden gelir? Açgözlü endüstriye bir başkaldırı mıdır, şöhretin tükenmişliğine bir gönderme midir?

E: Aslında hepsi. Bir araya geldiğimizden sonra yaptığımız müzik Elçin Orçun değildi. Dolayısıyla yeni bir isim koyalım istedim. Beaten Fame, Güven’in bulduğu bir isimdi. Duyar duymaz içim gıdıklandı. İsmin iki hali de hissettiğim troll duyguya tercüman oldu ve sonunda bu oldu.

G: Aslında biraz oyunlu bir isim, Beaten Fame. Hem ünün pek umurumuzda olmadığını, üne oynanmadığını belli ediyor. (Bir nevi “Şöhreti yiyim.”), hem de “Beat’n fame” olarak anlaşılabiliyor. Yani birbirinin tersi olan çift anlam. Beat ve fame gibi. Elçin Orçun da denebilirdi, ama yaptığımız bambaşka müziğe bambaşka bir isim istedik.

B: Tekliniz Dünya hakkında konuşacak olursak, hikayesi nedir? Sözlerin rap kısmı Şehinşah’a mı ait?

E: Dünya en çok uğraştığım şarkılardan biri. İlk defa, Güven’le tanışmadan bir sene kadar önce piyanoda nakaratını çıkarmıştım. Birkaç kelimeyle içimdeki sıkışıklığı anlatmaya çalışmıştım. Güven’in altyapısıyla karşılaşınca parçaların tam oturduğunu fark ettim. Daha sonra şarkının bir sertliğe ihtiyacı olduğunu fark ettik. Ama benim onu sözlerde bir rapçi gibi verebilmem mümkün değildi. Ufuk’a yolladım şarkıyı, “buna bir bakar mısın” dedim. Zaten kolektif çalışmayı çok seviyoruz. Ufuk da çocukluk arkadaşım, bunu yazdı. Benim için de ilk rap deneyimi, ama Ufuk sayesinde tam olarak istediğim şey oldu. Olduğu gibi koyduk. Kelimeler, cümleler çok değerli. Dediklerimi anlatabilecek başka bir dil arıyordum, bu konuda çok yardımcı oldu. Dünya’nın doğru bir başlangıç olduğunu düşünüyoruz.

“Bir şeyler yapmanın zamanı geldi. Yapabilenler bir şeyler yapmalı. Okuyorsanız daha çok okuyun, üretiyorsanız daha çok üretin, yazıyorsanız daha çok yazın, çekiyorsanız daha çok çekin”

B: Sözler ana akımdan farklı bir şeyler anlatmaya mı çalışıyor? Sanki belli belirsiz bir sitem var?

E: Evet, ama en sonunda “son bir şansım var” diyor. Anlatmak istediğim şey, dünya ve sevginin iç içeliği… Hepimiz çocuktuk. İnsanlar kötü olana kadar pek çok şey oluyor. Dünya insanları sürüklüyor. Dört Duvar’da da oralara atıfta bulundum. Buraya bir kez geliyoruz. Başka bir dünyanın varlığından bahsediyoruz ama burayı unutuyoruz. Hırçın, sitemkar ama umudu var. “Buraya kadardı” değil. Anlatacak çok şeyimiz var. Ne kadar çok müzik, ne kadar çok kendini ifade etmece… Bizim deşarjımız bu. Bunu fark ettiğimizden beri daha çok asılmaya başladık.

G: Bir şeyler yapmanın zamanı geldi. Yapabilenler bir şeyler yapmalı. Okuyorsanız daha çok okuyun, üretiyorsanız daha çok üretin, yazıyorsanız daha çok yazın, çekiyorsanız daha çok çekin. İnternet çağında her şeye ve herkese daha kolay ulaşabilirsiniz. Yapın biriktirin, üretin koyun. Kimse sizi aşağıdan hedefinize itmeyecek, artık hedefin çekiciliğiyle kendimizi yetiştirmek durumundayız.

B: Güven, sen kendini nasıl eğittin? Çok geleneksel bir enstrüman çalmıyorsun; kendini bu konuda nasıl yetiştirdin?

G: 13-14 yaşında gitarla başladım müziğe. Lise 2’de okula bir davul aldılar. Ben öğle teneffüslerinde hep davul çalarak davul çalmayı öğrendim. Daha sonra alternatif gruplar, stüdyolar başladı. Rap yapan bir arkadaşımın üstüne söylemesi için altyapı yapmaya başladım. Aslında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler, yani maliye mezunuyum. Babamın mesleğini takip edeceğim sanarak büyüdüm ama öyle olmadı, ama ailem de seçtiğim yolda çok destek oldu, sağ olsunlar. Sonra o arkadaşımla BatesMotelPro’ya girdik, o ayrıldı, ben devam ettim. Bu sırada hep tutoriallar izliyordum, dinlediğim şeylere benzer sesler çıkarmaya çalışıyordum. SAE Enstitüsü’nde Ses Mühendisliği bölümüne başladım, sonra bıraktım. Oradan aldığım temelden sonra hep kendimi eğitmeye çalıştım. Kendi başınıza öğrenemeyeceğiniz hiçbir şey yok. Çok araştırmaya bile gerek yok, internete üç anahtar kelime girseniz aradığınızdan fazlasına ulaşabilirsiniz. Bu alıştırmayla alakalı bir şey. Ağırlık kaldırmak gibi, yazı yazmak gibi. Yanlışlarınızı biriktirerek öğreniyorsunuz. Kimseyi aramaya gerek yok. Kimse bana ne yapmam gerektiğini aşama aşama göstermedi. Ben bilgisayar ve midi klavyeyle başladım, drum machine ile sonra tanıştım. Jeremy Ellis’ten (MASCHINE’in demo adamı) göre göre özendim. Kendi kendime evde çalıştım. Ama önerim şu; birini izleyip kopyalamayın. Ne yapılması gerekiyorsa yapıp kendinize uygun bir teknik bulun. Ben canlı çalmaya odaklanmak istediğim için çok fazla pratik yaptım. Yapa yapa ne yapmaya yatkın olup, neyin hoşunuza gittiğinize karar vermeniz gerekiyor. Sadece video seyrederek, öğrenmek isteye isteye oluyor. Orta ikide evde Pentium 75 bir bilgisayarımız ve internetimiz vardı; babam da meraklıdır bu işlere. Oradan buraya... İnterneti olan herkes için hiçbir şey ulaşılmaz değil. Bana da sorabilirler merak edenler. Çok şey biliyorum demiyorum, ama araştırıp dönebilirim her zaman, elimden geldiğince. Üstelik ben 31 yaşında çalmaya başladım drum machine’i. O yüzden kimse umutsuz olmasın, geç diye bir şey yok.

B: Şu an hali hazırda bir hayran/takipçi kitleniz var mı peki?

G: Hayran demeye çok utanırım.

E: Daha çok kavuşabildiğimiz insanlar. Beaten Fame’in her partisine gelip eğlenen arkadaşlarımız, gençler var. Onları orada görmek iyi hissettiriyor. Her geçen zaman daha da tatlılaşacağına eminiz. Yavaş yavaş, insanlara kavuştukça, konserler yaptıkça...

B: İlham aldığınız, ve belki ikinizin birlikte etkilendiğiniz, imrendiğiniz isimler?

E: Ben çok koyu bir Lauryn Hill hayranıyım. 13-14 yaşında ilk dinlediğim andan beri beni büyüleyen, müzikte ne kadar özgür olunabileceğini kanıtlayan, hem ağlayıp hem gülüp hem konuşup hem şarkı söyleyebilen bir kadın. Yerli sahnede Ceza’yı çok ayrı severim. Hâlâ hikayelerini anlatmaya devam ediyor, bir ozan gibi. Hiç boş yok, kurduğu cümleler çok önemli. Karakterini ve duruşunu da çok seviyorum. Türkiye’de örnek aldığım isimlerden biri, karakterinden ödün vermeden müziğini yapmaya devam ediyor. Ama tabii yurtdışından takip ettiğimiz, vay be dediğimiz çok insan var.

G: Run The Jewels!

E: Evet, yeni albümlerini resmen başa sarıp sarıp dinliyoruz.

G: FKA Twigs’i de unutmamak lazım.

E: Tabii… Her şeyi sevip dinliyoruz denebilir aslında.

G: Bayağı şarkı bazlı ilerliyor zevklerimiz. Bazılarını aynı insanlar yapıyor, bazılarını farklı. Örneğin ben playlist dinlemeyi, internet radyosunu açıp rastgele dinlemeyi daha çok seviyorum. Drum machine’i de öyle öğrendim diyebilirim. Farklı farklı tarzları duyup üzerine çaldım. Caz ataklarını çaldım, bildiğim şarkıların üzerine çaldım. Daha çok rastgele müzik dinlemeciyim. Ama Run The Jewels

E: Zaten evde muhabbet ediliyor da olsa, arka fonda hep Güven’in drum machine çalışını duyarsınız.

G: Her gün çalışmaya özen gösteriyorum. Eve çok yorgun da gelsem bir saat çalışıp uyuyayım diyorum. Her gün bir egzersiz yapmak önemli. Ama Lego oynamak gibi bir çalışma bu, uzun kağıt işi yapmak gibi değil. Tutku olan şey bir noktadan sonra prova gibi bile gelmiyor. Devamlı bir akıl hali, ruh hali. Müzik asla durmuyor.

B: Hayatınızı değiştiren bir albüm?

E: Ben yine Lauryn Hill MTV akustik özel performansı diyeceğim. Sanki ekranın içinden bana büyü yapıyordu. Belimde adının dövmesi bile var, kendisi ilk aşkım. Konserinde kulise girmeye bile çalışmıştım.  Almadılar, orası ayrı.

G: The ProdigyThe Fat of the Land. Çok zor soru. RJD2 – Smoke and Mirrors veya herhangi bir Herbaliser albümü de olabilir. Ama Fat of the Land’i walkmanda aralıksız 30-40 gün dinlediğimi hatırlıyorum. Kulaklığın bir bende biri arkadaşımda, her teneffüs The Prodigy dinlerdik.

B: Peki, Beaten Fame’in yeni işlerini ne zaman duyacağız?

E: Hemen! Hali hazırda bir şarkımız var. Klip için görüşmelerimiz yapıldı, tekrar bir toplantımız olacak. Aslında bayağı yol kat ettiğimizi fark ettik. Tekli halinde bir-iki şey daha yapıp, sonra albüm için çalışmayı planlıyoruz.

G: Evet, aralarda belki yeni şarkıların canlı performans videoları da çıkabilir.

E: Hızlı çalışabiliyoruz, elimizde de kolaj halinde işleyebileceğimiz çok fazla materyal var. Dolayısıyla arayı soğutmadan, güzel insanlarla da işbirliğiyle, güzel işler çıkarma taraftarıyız.

 

Bir Şeker Ağzımızda Ne Kadar Sürede Eriyor?
Liam Hodges Sonbahar - Kış 2017