XOXO The Book
XOXO The Mag

Leyla Gediz: Serpilen

Leyla Gediz'in Serpilen isimli son sergisi 2 Nisan'a dek gezilebilir. Sergiyi Fatih Özgüven XOXO The Mag için kaleme aldı.

Leyla Gediz’in resimlerinde hep bir ‘kendine ait oda’ fikri gezinir. Oda, yakından bakılan bir nesnenin ya da yüzeyin tarif ettiği bir 'içerisi' olabileceği gibi, neredeyse odalaşmış 'dışarısı' da olabilir. Leyla Gediz resminin zihnimize yerleştirdiği şey, bir oda ihtiyacı belki. Ama ressamın ısrarla ‘eşyanın tıpkı kendisi gibi boyadığı’ imgeler bizde tedirginlik de uyandırır. Neden bu kadar burun buruna ya da uzak, ama dolayımsız bir ilişki içindeyiz bu nesnelerle? Merak ederiz. İşlerdeki heyecan ve gerilim bunun üzerinden kurulur.

The Pill galerisinde açtığı son sergisi Serpilen’in afişinde de yer alan resimde, tamamen ikna olmamış gözüken bir figür, belki bir karar verici, elinde tuttuğu, sadece bir lekeden ibaret tuvale bakmakta. Resim hakkında mı düşünüyor, ilişki kurmaya mı çalışıyor, yoksa tam tersine, çoktan kararını vermiş mi? Bilmiyoruz, fakat onu elindeki resimden ayıran esrarengiz dikey çizgi, bakanla bakılan arasında daima bir perde olacağını ima ediyor. Bu perdeyi aralamak istiyorsak, belki de burada bir lekeden ibaret olan şeylere değil, onların resimdeki temsiline bakmamız gerek.

Yeni sergisinin resimlerinde ilk dikkatimizi çeken, renklerin hafif soldurulmuş, neredeyse monokrom halleri. Bu kanı çekilmişlik hissinin elbette her zamanki Leyla Gediz tedirginliğiyle ilgisi var. Bir ileri aşama. Ama bu sergide de diğerlerinde olduğu gibi asıl ilgimizi çeken imgelerle ilişkideki yakın-uzak mesafe hissi olacak. Bu imgelerin bazılarında duygusal bir iz var elbette. Şu üç tarafı çerçevelenmiş, ama tepesinin çerçevesizliği gözümüzü ister istemez yukarı doğru sıçratan, koli bandıyla tutturulmuş kırık pencere camı, Gediz’deki kağıt resmetme sevgisinin izlerini taşıyan, pembe fotokopi kağıdına basılmış gibi duran mumlar... Ama bir oda sadece haletiruhiye değildir, aynı zamanda kendini meydana getiren şeylerle de tarif edilebilir. İki çini karesinin zalimce kendilerine benzeyen temsilleri, odanın odalığından da kaçılamayacağını düşündürüyor. Ya da kadranını kaybetmiş bir saat mi yoksa bir falcı küresi mi olduğuna karar veremediğimiz form, bizi bu odayla ilgili bir sırla baş başa bırakıyor. Öte yandan, Leyla Gediz’in her zaman resmetmeyi sevdiği, işlevlerinin çeşitli aşamalarındaki açık ya da kapalı kutular bir ‘kalkıp gidebilirim’ hattı oluşturuyorlar.

Bu odada, Leyla Gediz’de ta başından beri karşımıza çıkan, yanıltıcı hafiflikteki küçük kız dünyası da var. Şarkıdaki gibi ‘yürümek için yapılmış’ olan bir çift çizme, fiyat etiketleriyle birlikte hem yürüyüp gidecek hem de sanki hep yerlerinde kalacak gibi. Arkasına kat kat gölgelerini salmış at kuyruklu kız, devinimi odaya hapsetmeyi, odada çoğaltmayı kabullenmiş. Hem tutsak hem odayı çoktan aşmış imgeler... Şimdiye kadarki sergi mekanları arasında oda duygusuna bizi en çok yaklaştıran bu mekanda, ressamın kendine ait odası belki de tüm bütünlüğü ve çelişkileriyle en olgun halinde.  

Serpilen’de hem odayı tarife hem de onu aşmaya yönelik buluşlardan biri de tuvallerde resmedilene işaret eden üç boyutlu nesneler; bunlar heykelsi ve ağır değil, hafif ve dekorumsular. Her an çöpçülerce alıp götürebilecekmiş gibi duruyorlar. Eğlenceliler. Ama ciddiler de. Bu halleriyle resimlerdeki gravitas’ı, ciddiyeti hafifletmek isterken altını da çizen oyuncaklar gibiler. Serpilen bizi bir oda olarak dünyanın içine sokuyor, ama eşiği de işaret ediyor. Kapıyı çekip çıkmak mümkün. Bu, odadan tamamıyla kaçılabileceği anlamına gelmiyorsa da.

Sergi fotoğrafları: Chroma.   

 

Galata’ya Yeni ‘Müdahaleler’
Mudo Friends II