XOXO The Book
XOXO The Mag

Thundercat'ten Yeni Albüm: Drunk

Kendrick Lamar, Kamasi Washington, Wiz Khalifa, Pharell Williams gibi zatlarla bolca işbirliği içeren Drunk, birkaç hafta listenizin başında kalmalık bir albüm.

Thundercat’in (Stephen Bruner)  önlenemez yükselişi yeni dalga funk severlere epey yarıyor. Özellikle janrları karıştırmayı, inovatif skayı, synthli cazı her gün kahve gibi tüketenler, The Weeknd, Kendrick Lamar, Flying Lotus (Steven Ellison), Thundercat gibi isimlerin şekil verdiği bu müziğe epey alıştılar sayılır. Dolayısıyla, bu hafta Thundercat’in 23 şarkıda anlattığı rastlantısal ve gösterişsiz hikayenin tuhaf dünyasına kapılıvermek işten değil.

Sevgililer Günü’nde çıkardığı manidar teklisi Friend Zone ile halihazırda yeterince arkadaşı olduğunu söyleyip, çaresiz bir serzenişte bulunan Thundercat, aynı zamanda gelecek albümünün fantastikliğinin sinyalini veriyordu. En nihayetinde, Kendrick Lamar, Kamasi Washington, Wiz Khalifa, Pharell Williams gibi zatlarla bolca işbirliği içeren Drunk, birkaç hafta listenizin başında kalmalık bir albüm oldu. Aynı zamanda ismiyle müsemma, çünkü Thundercat’in iddialarına göre albümün pek azı ayık kafayla yazılmış. Bundandır ki albümün söz yazımı genellikle ilişkiler, kediler, hayat, arkadaşlar, içki, uyuşturucu, sarhoşluk ve ayıklık arasındaki çizgi gibi gündelik temalar üzerinden, dürüst ve mizahlı yürüyor. Önceki albümlerinde çok defa Flying Lotus’la çalışmış Thundercat’in soğukkanlı vokali ve bas gitar hakimiyeti saydığımız isimlerin dokunuşuyla birleşince ortaya “nasıl aynı anda bu kadar fazla şey olup, özgünlüğünü koruyup, alanında çığır açabilir” dediğimiz albümlerden biri çıkıyor. Groovy hiphop ve füzyon caz arasında, elektronik funk ve r&b’den de bolca nasibini almış Drunk, bir önceki yılın Grammy’lerinde Kendrick Lamar’ın To Pimp A Butterfly’ından These Walls ile “En İyi Rap İşbirliği” ödülünü kapan Thundercat’in namını daha da ileriye taşıyabilecek bir eser.

Açılış ilk parça Rabbit Ho’nun albümün ana fikri destekleyen dizesiyle oluyor: “Let’s go hard, get drunk, and travel down a rabbit hole” (Hadi sert gidelim, sarhoş olalım ve tavşan deliğinden aşağı inelim). Alice’in peşine takılan Thundercat, takip eden şarkılarda cüzdanını kaybediyor, direksiyonu İsa’ya veriyor -Captain Stupido- vesaire derken, karşımıza birden 80’ler televizyon jingleları kıvamında Bus In These Streets çıkıyor. Televizyon ve telefon bağımlılığıyla eğlenen şarkıda, “Thank God for technology ‘cause where would we be if we couldn't tweet our thoughts,” (Teknoloji için Tanrı’ya şükürler olsun, çünkü düşüncelerimizi tweetleyemeseydik nerede olurduk”) diye soran Thundercat’in kendisinin de epey aktif bir Twitter kullanıcısı olduğunu belirtmek gerek. 

Takip eden şarkıların dinamiği kendi içinde epey değişmekte. 23 şarkının arasında interlüd görevi gören kısa ve enstrümantal şarkılar da var, A Fan’s Mail (Tron Song Suite II) gibi Thundercat’in “Turbo Tron Over 9000 Baby Jesus Sally” –kısaca, Tron- isimli kedisine ithafen miyavladığı veya Tokyo’ya aşkından yazdığı –Tokyo- şarkılar da var. Fakat albümün en dikkat çeken işbirliklerinden biri Thundercat’in Flying Lotus’la birlikte ürettiği Show You The Way. 80’lerin yıldızları Kenny Loggins ve Michael McDonald’ın da dahil olduğu çalışma, karanlığın dibinde bir ışığa ulaşmayı anlatıyor. Thundercat büyürken onun için çok önemli olan bu iki isimle çalışmaktan çok mutlu olduğunu söylemiş; ortaya çıkan iş de bunu kanıtlar nitelikte. Hemen ardından gelen şarkı ise, Thundercat’in yakın dostu Kendrick Lamar’la yaptığı bir işbirliği. Bir önceki şarkı kadar kaygısız değil. Dostluklarına bir vurgu koyan Walk On By, dinleyiciyi ikisinin de geçmişinin karanlık, tekinsiz mahallelerine taşıyor.  

Is it cause I’m black?” (Siyah olduğum için mi?)  lafını dalga geçmek için epey kullandığını FACT’e verdiği bir röportajda söylüyor Thundercat. Tüm siyahi hareketi hakkında söyleyecek pek çok şeyi var aslında. Albüm sosyal açıdan etkili bir albüm. “Ağlamamak için gülmek durumundasınız,” diyor mizahını açıklarken. “Bu hayat kolay değil. Değerli olduğunuzu, insan olduğunuzu sürekli birilerine hatırlatmak zorunda kalmak çok komik.” Adında erkek kardeşinin ismi geçen Jameel’s Space Ride’ın “kaçıp uzaya gitmek istemek fakat polislerin saldırmasından korkmak” temalı açılış sözlerinin ardından gelen “Would it be ‘cause I’m black?” (Siyah olduğum için mi böyle olurdu?) de bu kara mizahın bir yansıması.

Friend Zone bu mizahın yine su yüzüne çıktığı, albümün altın parçalarından. Pervasız bir dürüstlükle ‘friend zone’da sıkışmanın ne kadar illet bir durum olduğundan yakınan Thundercat, bilim kurgu efektli geçişleriyle arkadaşına sakince onu gece 2’den sonra arayıp mesaj atmamasını söylüyor. Çünkü kendisi araftaki ebedi arkadaş olmaktansa, Mortal Combat oynamayı tercih ediyor. Albüm ilerledikçe standartlar yükseliyor: basta Thundercat’in kendisi, klavyede Flying Lotus, piyanoda Dennis Hamm, saksafonda Kamasi Washington’lı müthiş Them Changes aslında geçtiğimiz sene yayınlanmış etli bir parça. Peşine duyar duymaz dinleyiciyi kavrayan introsuyla takılan Where I’m Going, Them Changes ve Drink Dat gibi iki sağlam şarkı arasında vurgulu bir geçiş sağlıyor. Wiz Khalifa’nın katkısıyla Drink Dat, ‘genç siyahi Hollywood’un partilemesini sahneleyen bir anlatım. Albümün daha hip-hop taşlarından biri ve isminden anlaşılacağı üzere, albümün temasına hizmet eden sözleri var.

Elektronik, groove hatta pop semalarına ilerleyecek olursak ufukta bir Pharrell Williams görüyoruz; zaten artık Pharrell Williams’ı görmediğimiz yer yok. The Turn Down, kirlilik, ırkçılık, beyin yıkama, Black Lives Matter hareketi gibi konular üzerine giden politik bir şarkı. Albümün sonlarına doğru hakiki bir sosyal mesaj gerekliliğini yerine getirme görevini üstlenen The Turn Down’da, ikilinin karşılıklı olarak dolu ve süzülen melodiyi değiştirmesi, albümün ağırlığını korumasına yardım ediyor. “If all lives matter when we mention Black why do you gasp?” (Eğer tüm hayatlar önemliyse neden Siyah dediğimizde nefesiniz daralıyor?” ve “They make us think it's a race war when the war is in class” (Bize bunun bir ırk savaşı olduğunu düşündürüyorlar, aslında savaş sınıfta) gibi vurucu dizeler bir Matrix göndermesiyle -“Instead of blue, wake yourself up/Take the left pill and laugh” (Mavi yerine, kendini uyandır/Sol hapı al ve gül)- sonlanırken albümün de yavaştan kapandığını fark ediyoruz. Thundercat’in yolculuğu uzaylı, diskolu, alkollü, kafası karışık ve bir o kadar da eğlenceli. Falsettoların r&bnin kıvrak öğeleriyle dans ettiği, bu seneyi kaçırmış ama önümüzdeki senenin Grammy’lerine dişli bir aday olabilecek Drunk’ı dinleyiniz, dinlettiriniz. Alkollü ya da alkolsüz.

Tags: Thundercat Stephen Bruner Drunk funk müzik

Yazar: Bilge Nur Yılmaz
Uzun İnce Bir Tuval
Işıktan Heykeller Yaratmak