XOXO The Book
XOXO The Mag

Halil Kayıkçı

"Zaman bana inanmayı ve sabretmeyi öğretti diyebilirim."

Carl Sagan’ın dediği gibi, savaş, barış, aşk, nefret, her ne yaşarsak yaşayalım, o soluk mavi noktanın içinde. Uzaya gidip, bilinmeze ulaşmak ve sonsuzluğa bakabilmek birçok insanın hayalidir. IWC Originals’ın bu ayki konuğu Halil Kayıkcı, Türkiye’den uzaya gidecek ilk astronot adayı olarak bu hayali gerçekleştirecek şanslı azınlıktan…

Röportaj: Caner Eler

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Halil Kayıkçı IWC Pilot’s Watch Mark XVIII Top Gun Miramar takıyor.

Uzay imgesini zihninize kazıyan ilk anı hatırlıyor musunuz?

Çocukken izlediğim belgesellerde uzayın sürekli genişlediğini öğrenmek beni derinden etkiledi. Hayatım ve hayal gücüm bu sayede çok değişti.

O günlerden başlayan merakınızı, uzaya olan ilginizi canlı tutan neydi?

Uzay 1950’lerden beri sürekli gündemde olan bir konu. Ülkeler o yıllardan beri bir yarış içerisindeler. Malum, hayatımızı etkileyen teknolojilerin çoğu uzay çalışmalarının sonucunda bulundu. Bu nedenle hala çok canlı bir konu ve benim de ilgim her geçen gün artıyor.

Orijinallik deyince aklınıza ne geliyor?

Dünya mesela. Bildiğimiz tüm gezegenler içinde yaşam olduğunu bildiğimiz tek gezegen.

Türkiye’deki eğitim sisteminin eksiklikleri malum. Bu sistem içerisinde Uzay Mühendisliği bölümüne hangi yoldan geldiniz?

Bu bölümle üniversitenin tanıtım haftasında tanıştım ve ‘Mesleğimi buldum işte!’ dedim. Gittim, konuştum, fakülteyi gezdim, yapılanları dinledim ve o gün kararımı verdim.

Bir hocanızın ders sırasında, “Siz uzay mühendisi olacaksınız, uzaya gitmeyeceksiniz” dediğini söylemiştiniz. Bu sizin için sonrasında nasıl bir motivasyon oldu?

Kendimi bildim bileli uzaya gitmek istiyorum. Hocamın öyle demesi beni çok etkilemedi, açıkçası. Zaten gitmeyi aklıma koymuştum.

Türkiye’yi temsil edecek bir astronot adayı olarak uzaya gidebilme hikayesi nasıl gelişti?

ABD’deki bir uzay ve havacılık firmasının düzenlediği uluslararası bir yarışmadan haberdar oldum ve arkadaşlarımın desteğiyle hemen başvurdum. Yarışmanın birinci aşaması olan yerel eleme kısmında zorlu fiziksel testlere ve mülakatlara tabi tutulduk. Yerel elemeyi başarıyla geçen üç Türk olarak, Florida’daki Kennedy Uzay Üssü’ne finale gönderildik. Beş gün boyunca iki milyon başvuru içerisinden seçilen ve altmış farklı ülkeden gelen 107 finalist ile birlikte astronotluk eğitimlerini tamamladık. Gösterdiğim başarı ve kararlılık sayesinde uzay bileti kazanan 23 kişiden biri olmayı başardım.

Hangi eğitim ve testlere tabi tutuldunuz?

Orada tam altı gün geçirdik. Çadırlarda kaldık, sabah 5’te bazen 4’te uyanıp eğitimlere başladık. NASA’nın bahçesinde unutulmaz bir altı gün geçirdim. Yer çekimsiz ortam denemeleri, roket yapımı, uçak kullanımı, uçakta aksi manevralar, kondisyon testleri, G testi ve yazılı sınavlara tabi tutulduk.

Zamanla ilişkiniz nasıl?

Daha küçücükken kurduğum, belki de kimsenin gerçekleşeceğine inanmadığı hayalimi gerçekleştirmek sadece 20 yılımı aldı. Bir aksilik olmazsa yaşayacağım onlarca yılı düşündüğümde 20 sene çok kısa bir süre. O nedenle zaman bana inanmayı ve sabretmeyi öğretti diyebilirim. Genç arkadaşlarıma da en büyük tavsiyem bu olacaktır. Çok çalışıp, emek harcarlarsa zaman onların lehine akacaktır. Gerçekten de ‘zamanla oluyor’.

Yer çekimsiz ortamda zaman algınız farklılaştı mı?

Algımda bir değişiklik olmadı. Bu durum Einstein’ın İzafiyet Teorisi ve İkizler Paradoksu’nda detaylıca anlatılıyor zaten. Eğer ışık hızına yakın hızlarda seyahat ederseniz ya da yer çekiminin daha az olduğu bir gezegende yaşarsanız zaman sizin için daha yavaş geçecektir…

Olası bir aksilik ihtimali... Daha önce yaşanan Challenger ve Columbia uzay mekiklerinin yaşadığı talihsiz durumlar sizi korkutuyor mu?

Bu uzay araçları için binlerce mühendis çalışıyor. Ben de bir mühendisim. Korkuyorum dersem uzay aracının yapımında görev alan mühendislere çok büyük haksızlık etmiş olurum. Ama sayısal olarak bakılırsa arabalar ve özellikle eşekler daha tehlikeli.

Yolculuğunuzun detaylarını da merak ediyoruz.

Karayipler’de bulunan Curaçao Adası’ndaki uzay limanından uçak gibi yatay bir şekilde kalkacağız. Roketler bizi ses hızının üç-dört katına ulaştıracak. Yaklaşık olarak saatte dört bin kilometrelik bir hızla 103 kilometrelik bir yüksekliğe çıkacağız. Bu yaklaşık iki-üç dakika sürecek. 15 dakika kadar 103 kilometrede kalacağız. Daha sonra kalkış yaptığımız uzay limanına iniş yapmak için 30 dakikalık bir yolculukla süzülerek iniş yapacağız.

Carl Sagan’ın Soluk Mavi Nokta’sını düşünürsek uzaya çıktığınızda dünyaya bakış açınız değişecek mi sizce?

Yine Carl Sagan’ın dediği gibi, savaş, barış, aşk, nefret, her ne yaşarsak yaşayalım, o küçük mavi noktanın içinde. Keşke herkes bunun farkında olsa, uzayda aslında ne kadar ufak bir noktadan ibaret olduğumuzu anlasa. Hayatın kıymeti o zaman çok daha iyi anlaşılır. Benim için de hayatın değerini anlayacağım bir yolculuk olacak diyebilirim. 

Günün birinde uzayda kolonileşme ihtimali çok sık konuşulur... Şu andaki uzay teknolojisi buna yeter mi?

Teknolojik açıdan gidebiliriz. Koloni de kurabiliriz ama ne kadar rahat yaşarız, bunu bilmiyorum.

Elon Musk ve ekibinin Mars Projesi’ni gerçekçi buluyor musunuz?

Bu proje, Dünya’nın başına çok kötü bir şeyler gelmesi halinde acil bir kaçış planı olarak görülüyor. Atmosfer olmaması çok önemli bir dezavantaj ama konuyla ilgili kutuplardaki buzu eritip atmosfer yapmak gibi çılgınca planlar var. Teknolojik olarak Mars’a gitmek için bir sorun yok, daha önce pek çok insansız araç oraya başarıyla ulaştı. Ama insan psikolojisi sekiz aylık bu yolculuğa hazır mı? Bunun için de çalışmalar var. Ben yolculuğun gerçekleşeceğine inanıyorum. Fakat koloni kurup orada yaşamak biraz zaman alabilir.

Böyle bir ihtimal olursa yaşamak için Mars’a gider misiniz?

Gitmeyi çok isterim. Ama radyasyonun zararlı etkilerinden bizi koruyacak bir atmosfer olmadıkça orada uzun süre yaşamayı tercih etmem.

Kolunuzdaki IWC size kendinizi nasıl hissettiriyor?

Zamanın akışını ben kontrol ediyor gibiyim. 

February 2017 Cover Guest
Culture Crossing