Advertisement kiss my airs
XOXO The Book
XOXO The Mag

Brodka

Kiminiz onun adını ilk kez duyuyor olabilirsiniz, ama aslında onun için müzik dünyasının kıdemlisi bile diyebiliriz.

Monika Brodka, bu sıfatın hakkını verdiğini son albümü Clashes ile bize tekrar hatırlatıyor. Röportajımızın alt başlıklarını sıralayacak olursak: Polonya’da kazandığı ses yarışması, kendine has stili, bitmeyen turneleri, babasından öğrendikleri ve samuraylar... 

Röportaj: Başak Ulubilgen - Aralık / Ocak 2017

Fotoğraflar:  Monika Hresy

 Monika, gezgin bir müzisyenin kızı olduğundan soruyoruz: Babandan turneye çıkmakla ilgili kaptığın tüyolar var mı?

Babama baktığımda hayatını büyük bir tutkuyla yaşayan, sevdiği işi yapan ve bundan yüzde yüz yararlanan birini görüyorum. Bu hayat için benim de mottom diyebilirim. 

Müzik sizde aile geleneği olmasaydı yine de bu işte olur muydun?

Aslında bunu hiç düşünmemiştim. Müzisyen bir ailenin çocuğu olarak büyüdüğüm için şarkı söylemek ve enstrüman çalmak bana çok doğal geliyordu. Bu nedenle, işime hiç gerçek bir iş olarak bakmadım. Belki de babam müzisyen olmasaydı, şu anda mutfakta şef olarak çalışıyor olurdum. 

2004’te Pop Idol’ı kazandığında on beş yaşındaydın. Bu başarıyı takip eden yıllar içinde kendini sanatçı olarak nasıl geliştirdin?

Bu sürede çok fazla tecrübe sahibi oldum. Ayrıca içgüdülerimle hareket etmeyi ve sanatsal kararlarımda korkusuz olmam gerektiğini öğrendim. Her şey kendi müziğimi yapmamla değişti ve bu beni çok mutlu etti. Görsel sanatlara büyük bir ilgim vardı ve son albümüm sayesinde bu alanları da keşfetme şansım oldu. Videolar, fotoğraflar ve görsel olan her şey benim için müziğim kadar önemli. 

Kariyerine şimdi başlamış olsan yine bu yoldan devam eder miydin?

Eskiden seçenekler çok kısıtlıydı. Şimdiyse işe başlamak, insanlara müziğini dinletmek için çok fazla yol var. Artık YouTube, SoundCloud gibi siteler ve daha fazla müzik festivali var. Kendine en uygun yolu seçmek çok daha rahat. Ama ben yolumu değiştirmezdim, çünkü beni buraya kadar getiren o oldu. 

Albümlerine adeta bilimsel proje gözüyle baktığını söylüyorsun. İlk İngilizce albümün olan Clashes nasıl bir projeydi?

Bir önceki albümüm Granda için köklerime inip folk müzikle ve büyüdüğüm yöreye ait spesifik enstrümanlarla tekrar buluştum. Aklıma bu ekipmanların farklı bir müzik türünde nasıl işleyeceği takıldı. Acaba ortaya aynı şey çıkacak mıydı? Bu yüzden, evime geri dönüp babamla birlikte bu enstrümanlarla kayıt yapmaya başladım. Granda’nın temeli de böylece oluşmuş oldu. Clashes albümümdeyse çocukluğumda daha da derinlere indim. Ve burada, kiliselerde çalınan organ sesleriyle karşılaştım. Bu tür sesler beni hep etkilemiştir, o nedenle Clashes’in kalp noktasını bu tür bir müziğin oluşturmasına karar verdim. Bu melodi ve organların getirdiği kederli hal de, albümü biraz daha karanlık yerlere götürdü. 

Konu makyaj olunca yenilikçi ve hatta geleceğe ait bir yoldan gittiğini söyleyebiliriz. Videoların ve konserlerin için makyajına nasıl karar veriyorsun?

Baştan ne yapacağımı ve her şeyin nasıl görüneceğini bilemiyorum. Bazen neyi istemediğimi biliyorum ve bu da çoğu şeyi ortadan kaldırıp nasıl bir yönde ilerleyeceğimi görmemi sağlıyor. 

Oldukça uzun diyebileceğimiz İngiltere turnen yeni bitti ve şimdi de Polonya’da bir turne için hazırlanıyorsun. Turnelerin hakkında ne düşünüyorsun?

Seyahat etmeyi çok seviyorum. Her daim hareket halinde olmak hoşuma gidiyor. Turnede olmak bana ve sanatıma çok şey katıyor. Tabii turnedeyken pek de bir şey göremiyorsun ve saçma yemekler yiyorsun ama yine de ben çok eğleniyorum. İngiltere’de turneye çıkmaksa değişik bir deneyimdi. Yemyeşil doğasına ve inanılmaz mimarisine bakarak bol bol Nick Cave dinledim. 

Up In the Hill adlı videonda yüzünde ve hemen hemen her yerde karşılaştığımız gözlerin anlamı nedir?

Videodaki gözü konserlerimin sahne dekorlarında da kullanıyoruz ve tasarımı da çok iyi bir mimar olan Aleksandra Wasilkowska’ya ait. Kendisi bu projeyi benim müziğimi dinledikten sonra tasarladı. Böylece bu parça ve albüme çok uyan bir tasarım ortaya çıktı. Bu videoya ilham veren bir diğer unsur da Jodorowski’nin Holy Mountain adlı filmi oldu. Burada da gözlerle çok karşılaşıyoruz. Videodaki son sahne de filmden bir alıntı zaten. 

Bu kendine has stilinin şekillenmesinde sana en çok kim ilham verdi?

Arkadaşım Vasina. Birbirimizi on üç yıldır tanıyoruz. İlk tanıştığımızda Vasina ilk fotoğraf çekimim için styling yapıyordu. Modaya dair değişik bakış açısıyla hep bana ilham verdi. Avangart modaya olan sevgimi ona borçluyum diyebilirim. Modanın risk almaya değer olduğunu da bana o öğretti. Yıllar geçtikçe stilimi birlikte geliştirdik. 

Ölümden sonra bir yaşam olduğuna inanıyor musun?

Enerji ve hissiyata inanıyorum. Ve belki de bir gün, bu enerjiler gökyüzünde inanılmaz renk kurgularına dönüşür, ama bundan pek emin değilim tabii... 

Samuray olsaydın... 

Sonuncu samuray olurdum. Ceviz kabuklarını akıl gücümle kırabilirdim ve stilim de çok havalı olurdu. Aslında Clashes’in kapağında gördüğünüz geleneksel bir samuray kıyafeti. Bir gün Berlin’de Mitte’de gezerken almıştım. O zaman daha albümüm hazır değildi ama bu kıyafeti kapağa koyacağımdan kesinlikle emindim. Yani anlayacağınız, ben hep samuray olmak istedim. 

Son LP’ni çıkaralı altı yıl oluyor. Yeni bir albüm çıkarmak için neden bu kadar bekledin? 

Aslında tam altı yıl sürmedi. Arada bir de LAX EP’mi yayınladım ve o sıralar hep turnedeydim. Son LP’min promosyon süreci o kadar uzun sürdü ki yeni bir albüm çıkarmayı düşünecek vaktim bile olmadı. Menajerime, ara verdiğimi ve New York’a gideceğimi söyledim. Orada dört ay içinde yeni şarkılar yazmaya başladım. Önce işe gitarla başladım, sonra da bilgisayar örnekleri kullanarak devam ettim. Varşova’ya geri dönüp söz yazmayı bitirdiğimdeyse elimde on üç şarkı vardı. Daha sonra Los Angeles’a gittim ve orada sevgili arkadaşım Devendra Banhart beni prodüktör arkadaşı Noah Georgeson’la tanıştırdı. Sonrasındaysa iş Clashes’i tamamını kaydetmeye kadar gitti. 

Clashes’i bir önceki albümünle nasıl karşılaştırıyorsun?

Bütün işlerim benim için çok önemli. Albümde de beni çocukluk anılarıma kadar götüren ortak bir konsept vardı ve bu yolculuklar benim için çok önemli ve güzeldi. 

Müziğe dört yıllık ara verdiğinde senin için ne değişti?

Çok gezdim ve inanılmaz yerler görme fırsatım oldu. Yazdığım şarkı sözleri açısından bütün gittiğim yerler bana ilham verdi. Seyahatler kreatif sürecime yardımcı oluyor. Bunların dışında artık otuzlu yaşlarıma yaklaştım ve yüzümde birkaç çizgi belirmeye başladı bile.

Yeni yıl kararların var mı? 

Böyle kararlar vermeyi sevmiyorum, çünkü insanı depresyona kadar götürebiliyorlar. 

Yasuko Furuta
Oliver Stone