XOXO The Book
XOXO The Mag

Oliver Stone

Onun aslında tek bir amacı var: Ülkesinin son yarım yüzyıldaki politik zavallılıklarını göstermek.

Keza son filminde de yine bunu yapıyor. Namıdiğer Snowden, Amerikan haber alma teşkilatlarının kurduğu devasa casusluk sistemini gözler önüne seren bir adamın biyografisi. Oliver Stone ile, filmlerini ve ona bu filmleri yaptıran ülkesini konuştuk. Trump henüz seçilmemişti.

Röportaj: Nando Salvà - Aralık / Ocak 2017

Fotoğraf: Ye Rin Mok

Bazı insanlar filminizi Edward Snowden’i azizleştirdiğinizi iddia ederek eleştirdi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Benim niyetim Snowden’i bir kahramana dönüştürmek ya da azizleştirmek yerine izleyicinin onun kim olduğuna dair kendi kendine karar vermesini sağlamaktı. Film üzerine çalışırken onunla görüşmek için dokuz kere Moskova’ya gittim. Bu ziyaretlerimde, karşımda, samimi ve nazik bir insan gördüm. Onu sahip olmadığı kusurlarla resmetmenin adil olduğunu düşünmüyorum.

Neden onunla ilgili bir film yapma ihtiyacı duydunuz?

Snowden, inandıkları ışığında gücün karşısında duruşuyla, şimdiden gerçek bir tarihi figüre dönüştü. Filmimi bir gereklilik ekseninde değerlendirmiyorum. Filmin varlığı bizi izleyen güç sahiplerini rahatsız etmiyor. Snowden yakında ortadan kaybolacak. Birkaç ay içerisinde onu kimse hatırlamayacak. Ancak CIA veya NSA hiçbir yere gitmiyor. Onlar hep burada kalacaklar, her hareketimizi kontrol edecekler ve büyük yalan tarafından korunacaklar.

Büyük yalan?

1945’ten sonra Amerikalılar iyi insanların kendileri olduğuna ve kimsenin onları yenemeyeceğine karar verdiler. Hep birlikte, özverili, iyi niyetli ve cömert olduğumuza karar verdik. Ve bütün diğer ülkelerin bizi yenilmiş görmeyi arzuladığını düşündük. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, bu yanlış inanışı, askeri sistemlerimizi ve silahlarımızı geliştirmek için bahane olarak kullandık. Gorbaçov yıllarına ve barışçıl çabalara rağmen buna acımasızca devam ettik. Berlin Duvarı’nın yıkılışından bir ay sonra Panama’yı işgal ettik çünkü Manuel Antonio Noriega bir anda en büyük haine dönüştü. İnsanları koruma bahanesiyle her türlü tacizi yapar hale geldik.

Ama kendinizi güvende hissettiğiniz de söylenemez.

Bizi koruma iddiasındakilere karşı çok dikkatli olmalıyız. Nihayetinde, iktidara gelen her faşistin söz verdiği gibi korunma 1930’larda Nazilerin Alman halkına sunduğu en önemli şeydi. Gerçekten böyle bir koruma istiyor muyuz? Ben istemiyorum. Ayrıca, bizi korumak için fiilen ne yapıyorlar? 11 Eylül saldırılarını engelleyebildiler mi?

Yaratılan güvenlik illüzyonundan ötürü, birçok insan, özgürlüklerinden ve mahremiyetlerinden vazgeçiyor.

Bu çok üzücü. Resmen beynimiz yıkandı. Dış mihrak korkusu, kim tarafından olursa olsun, devamlı kaşınıyor. Medya hükümet tarafından kontrol edilen bir makineye dönüştü ve kızgınlık ve nefret pompalıyor. George Orwell’in 1984’ünde Big Brother’ın düşmanın yok edilmesine dair vaaz verdiği Nefret Haftası’nı hatırlıyor musunuz? Biz Amerikalılar sürekli bu haftayı yaşıyoruz.

Sözünü ettiğiniz beyin yıkama nasıl gerçekleşti? 

Birçok farklı nedenle birlikte, bu durum, ülkedeki eğitim sistemiyle alakalı. Çocuklarımızın öğrendiği tarih ancak kısmen doğru. Okullarda tarih dersinin Disney versiyonu okutuluyor. Bir zafer anlatısı var, ABD’nin her zaman kazandığı ve haklı olduğu bir anlatı... Bunun yanında televizyonun realite şovlar ve futbol tarafından ele geçirilen eğitsel rolü ne olacak?

Sizin politik bilinciniz nasıl gelişti?

Hayatımın büyük kısmında muhafazakardım çünkü babam Cumhuriyetçiydi ve ben de bu şekilde yetiştirildim. ABD’ye inanıyordum, vatanseverdim, komünistlerden korkuyordum, Vietnam’da savaştım. 40 yaşına gelene kadar uyurgezer gibi hiçbir şeyi fark etmeden böyle geçti. Ronald Reagan iktidardayken, Salvador (1986) filminin çekimi sırasında radikal bir şekilde değiştim.

Tam olarak ne oldu?

Ülkemin dünyada neler yaptığının farkına vardım. Güneydoğu Asya’da zulüm yaptık ve henüz Vietnam’dan özür dilemedik. Güney Amerika’da vahşete sebep olduk. İslami terörün yaratılmasına yardımcı olduk ve o zamandan beri komünizm korkusuyla islam dünyasında seküler politik hareketlerin oluşma çabalarını yok ettik. Bunları gördükten sonra kariyerimi bu günahların telafisi için harcamaya karar verdim.

30 yılınızı insanların ülkeniz hakkında duymak istemedikleri doğruları söyleyerek geçirdiniz. Bunu yaparken bedel ödediğinizi düşünüyor musunuz?

Evet. Eleştirildim, damgalandım, alay konusu oldum. Garip bir insan ve paranoyak olarak etiketlendim. Fakat paranoyak olmak peşinizde olmadıkları anlamına gelmez, değil mi? Özellikle bugün Snowden’in ortaya çıkardığı gözetleme sisteminin içine batmış haldeyiz. Haklı olmak istemiyorum çünkü eğer korkularım gerçekse hepimiz kaybolduk demektir. Amerikan film endüstrisi izleyicinin çok fazla düşünmesini ve anti-Amerikan duygular yaratmak istemiyor. İstedikleri, işe yaramaz ve insanların en faşist haldeki vatanseverliğine dokunan, Keskin Nişancı (2014) gibi filmler. 

Hiç başka türde filmler yapma isteği duydunuz mu?

Hayır. Güçlü olmanız gerekiyor ve kanaatiniz kaya gibi sağlam olmalı. Hiçbir değişiklik olmayacağını bile bile doğru olanı yapmalısınız. Vietnam fiyaskosuyla ilgili üç film yaptım ancak bu ülkemin Irak ve Afganistan’a girmesini engellemedi. Ama bu filmleri biri yapmak zorundaydı. 

Obama ABD’sini Stasi yıllarındaki Demokratik Almanya ile karşılaştırdınız. Neden onun hakkında bu kadar hayal kırıklığına uğradınız?

2008’de Obama yasadışı dinleme sistemini kaldıracağını söyledi ve insanlar ona güvendiler. Fakat o zamandan beri ABD, tarihteki en gelişmiş gözetleme ve casusluk devletine dönüştü. Belki Stasi yıllarındaki Doğu Almanya’dan bile fazla şekilde. Obama’nın iyi bir insan olduğunu düşünmekle birlikte, onu çok zayıf buluyorum. Yüzleşmeyi sevmiyor çünkü kabinesindeki yeni muhafazakarlar tarafından sıkıştırılıyor. Öte yandan, Beyaz Saray’da başka biri olsaydı şu anda kesin büyük bir savaşa girmiş durumdaydık. Ya da IŞİD Şam’daydı, bilmiyorum. Her şekilde, daha kötü olurdu.

Yeni başkanınızdan herhangi bir şey bekliyor musunuz?

Kim kazanırsa kazansın ABD halkı engellenemez şekilde kendi yıkımına doğru gidiyor. Belki bu olumludur. Belki küllerimizden iyi bir şey doğar.

Her koşulda, kimin ABD Başkanı seçildiğinin önemli olduğunu düşünüyor musunuz?

Önemli olmadığını size garanti edebilecek kadar yaşım var. Bana göre, sadece Kennedy ve Roosevelt ülkemin gördüğü iyi başkanlar. Kennedy bir değişiklik yapmak istediği için öldürüldü. CIA, dünyanın her yerinde, yenilikçi başkanları sabote etmek için yorulmadan çalışıyor. Benim ülkem haydutlar ülkesi. Karayı, denizi, havayı, uzayı ve siber dünyayı domine etmek için ahlaki otoriteye sahip olduğumuzu hissediyoruz. Tümden egemenlik için uğraşıyoruz ama bu süreçte ruhumuzu kaybettik.

Edward Snowden gibi figürlerin ABD’nin siyaset yapış biçimini değiştirmede etkili olacağını düşünüyor musunuz?

Bilmiyorum, fakat en azından Snowden bir eylem gerçekleştirdi, aynı Brenda Manning gibi. Devletin düşmanları olarak tarih tarafından aşağıya itilseler ve hapse girseler bile onlara müteşekkir olmamız gerekiyor. Snowden’in Rusya’ya sığınması ironik. 1945’te aynı durumda olsaydı Rusya’yı terk edip siyasi iltica talebiyle benim ülkeme gelecekti. Dünya gerçekten tersine döndü. 

Brodka
Brütalizmin Beton Binaları Güzeldir