XOXO The Book
XOXO The Mag

Naz Aydemir Akyol

"Keşke demeyi hiç sevmeyen biri olarak, geriye dönüp baktığımda hep ‘iyi ki’lerim var. Umarım geleceğim de onlarla dolu olur."

Profesyonel sporcuların zaman mefhumunu kaybedecek kadar yoğun yaşamları olabiliyor. 15 yaşında kendinden büyüklerle oynayarak profesyonel voleybol kariyerine başlayan Naz Aydemir Akyol da onlardan biri. IWC Originals’ın bu ayki konuğu, aradan geçen 11 yılda hayallerinin bazılarına ulaşmış olsa da yenilerine kavuşabilmek için kendini geliştirmeye devam ediyor. 

Röportaj: Caner Eler

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Naz Aydemir Akyol IWC Pilot’s Watch Mark XVIII Top Gun Miramar IW324702 takıyor.

Sizden önce, oynadığınız pasör pozisyonuyla ilgili algı farklıydı. Bu konuda çığır açtığınızı ve orijinal olduğunuzu düşünüyor musunuz? 

Öyle bir düşüncem yok. Voleybol yıllar içinde değişti ve gelişti. Eskiden kısa oyuncular pasör mevkiine yönlendirilirken şimdi pasörlerin boy ortalaması 1.80 civarlarında... Tabii ki her uzun pasör iyi blok yapıyor diyemem ama eğer takımın pasörü iyi bir blokçuysa bu çok büyük bir avantaj sağlıyor ve karşı takımın hücum edebileceği bir koridor bırakmıyor. Komple bir oyuncu olmak her mevkii için çok büyük bir avantaj artık yeni voleybolda... Servis attıktan sonra arkada sadece bir pozisyon sahada kalan orta oyuncuların defansı bile büyük önem taşıyor.

 

Çok küçük yaşlarda büyük takımda oynamaya başladınız. Buna istinaden yaşıtlarınıza göre zamanın ruhu algınızda farklılıklar var mı? 

Ben küçükken de hep kendimden büyüklerle arkadaşlık etmekten keyif alan bir çocuktum. Annem ve babam da küçüklüğümden itibaren bir seçim yapmam gerekecekse iyisini, kötüsünü anlatıp, kararı bana bıraktılar. Spor okuluna başladıktan üç ay sonra altyapıya geçtim ve takım arkadaşlarımın en küçüğü benden üç yaş büyüktü. O yaş grubu için çok büyük bir fark aslında... Sonrasında da 13 yaşındayken, 18 yaşındakilerle Türkiye Finali oynadım. A takımda ise 15 yaşındayken, kendi yaşımın iki katı büyük ablalarımla oynama keyfini yaşadım. Erken olgunlaşmama gibi bir şansım da pek yoktu... Elbette çocukluklarım, hatalarım oldu ama beni hep tolere eden büyüklerle aynı sahayı paylaşma avantajını yakaladım. Bu da benim için büyük şanstı.

 

Sizin yaş grubunuz, 2007 Meksika’da Yıldızlar Dünya Şampiyonası’nda ikinci olup dikkat çekmişti. Jenerasyonunuzun başarı sırrı neydi? 

Bizim jenerasyonun Milli Takım kadrosuna baktığımızda, şu an tam hatırlamıyorum ama, 10 kişi Eczacıbaşı-Vakıfbank oyuncusuysa, iki kişi Ankara ya da başka şehirden gelen bir oyuncu oluyordu. Birlikte oynayan oyunculardık ve birbirimize alışkındık. Başımızda Mehmet Bedestenlioğlu vardı (ki bence Türkiye’nin en iyi altyapı antrenörüdür). Hem çok iyi antrenman yapıyorduk, hem de Mehmet Abi bizi nasıl motive edeceğini iyi biliyordu. Ve belki de en önemli faktör olan arkadaşlık mevzusu var. Biz 90 jenerasyonu, birbirimizle kardeş gibiydik ve sahada da yanında kardeşinin olduğunu bilmek insana çok büyük bir motivasyon ve güven veriyor.

 

Kadınların Türkiye’de erkek meslektaşlarına nazaran birçok spor dalında çok daha kısa zaman diliminde daha az yatırıma rağmen, başarıya ve istikrara ulaştığını görüyoruz. Buna katılır mısınız?

Çevreme baktığımda gördüğüm şey belki de bu sorunun cevabı... Sporcu erkekler yaptıkları işe daha profesyonel, kadınlarsa daha amatör bir ruhla yaklaşıyorlar... Kadınlar erkeklere göre daha detaycı ve mükemmeliyetçiler tabii, bunun da etkisi büyük.

 

Naz’dan Spora Pas başlıklı bir çocuk kitabı serisini başlattınız. Kendi hikayenizi çocuklara aktardığınız bu girişimin arkasında ne yatıyor? 

Uzun zamandır Japon anime karakterlerine benzetilmenin verdiği ilhamla kendimden bir çizgi film karakteri yaratma fikriyle başladı her şey... Sonrasında ise çocuklar hem okusun, hem sporla tanışsınlar diye kitap fikri ortaya çıktı. Ülke olarak spor kültürümüz yok diyoruz, bu işe çocuklardan başlamak gerek diye düşündüm. 

 

Voleybol oynamak sizde biraz aile mesleği. Ancak kariyerinizin başında voleybolcu olmak istemiyormuşsunuz. Kariyer yolunuzdan hiç pişmanlık duydunuz mu?

Hiçbir zaman duymadım. Keşke demeyi hiç sevmeyen biri olarak, geriye dönüp baktığımda hep ‘iyi ki’lerim var. Umarım geleceğim de onlarla dolu olur.

Çocuğunuz olursa basketbola mı voleybola mı yönlendirmek istersiniz? 

Ben her çocuğun ileride profesyonel olacak kadar iyi olmasa bile, muhakkak takım sporu, aktivitesi yapması gerektiğini savunuyorum. Sporla beraber, buna sanatı da dahil etmek gerek. Çocuğun cinsiyetine göre onu yönlendireceğimiz branş değişecektir. Ben kız olursa voleybola, erkek olursa basketbola yönlendiririz diye düşünüyorum (ki sanırım çok kısa boylu bir çocuk olmaz). Cenk’e kalırsa golf oynasın diyor, o ayrı. Eğitim ve spor ilişkisinde büyük problemlerimiz var ama spor yapan çocuklar da bir şekilde ikisini bir arada yürütmeyi başarıyor.

Bırakın her sene aynı tempoda oynamayı, her maça aynı konsantrasyonla çıkabilmek için gereken motivasyonu nasıl buluyorsunuz? 

Her maça aynı konsantrasyonla biz de çıkamıyoruz. Rakibin sizden zayıf olduğunu bildiğiniz zaman disiplini tabii ki elden bırakmıyorsunuz ama bir final maçıymışçasına da oynamıyorsunuz. Ama final maçları ya da iyi rakiplerle oynadığımız maçlarda bambaşka bir motivasyon oluşuyor. Kalp atışları hızlanıyor, kafada maçı bin kere oynuyorsunuz. Bu hisler doğal bir şekilde geliyor.

Bu kadar çok seyahat ederken zaman mefhumunda sıkıntılar yaşanıyor mu? Kamplardayken yavaş seyreden ve büyük şehirde yaşarken ışık hızında ilerleyen iki hayat...

Tabii ki. Mesela, deplasmanlarda maç öncesi günler bir antrenman yaptıktan sonra maça kadar olan zaman geçmek bilmiyor. Bu yüzden, maç öncesi kampa girmeyi çok sevmiyorum. Bence sporcu, maç öncesi normal rutininde hayata devam ettiğinde daha az stres yaşıyor. Vakıfbank’ta antrenörümüz de kamp yapmayı sevmiyor, bu yüzden çok şanslıyım. 

Kamplarda veya uzun antrenman aralarında nasıl vakit harcamayı tercih ediyorsunuz? 

Benim en büyük hobim kitaplar. Gerçi sosyal medya zaman zaman kitapların yerini alıyor ve bazen keşke hiç olmasaydı diyorum ama bir kitap beni sarmışsa kampta telefonu elime almak aklıma gelmiyor. Antrenman aralarında ise genelde uyumakla meşgul oluyorum; yorgunluk başka bir şeye izin vermiyor.

Eczacıbaşı, Fenerbahçe ve VakıfBank gibi marka takımların formalarını giydiniz. Türkiye’de voleybol çok üst seviyede olmasına rağmen hiç yurtdışında oynamayı düşündünüz mü?

Küçüklüğümden beri öyle bir hayalim var. Bunun için bir zaman koymadım kendime, akışına bıraktım diyelim.

Kolunuzdaki IWC size ne hissettirdi?

Zamanın önemli ve değerli olduğunu...

Insta-girl’ün İçebakışı
Sarp Levendoğlu