XOXO The Book
XOXO The Mag

Peter Broderick

Cappadox Festival Öncesi Peter Broderick

“Bu pek bilinçli bir süreç değil, ama bazen bir şey duyuyorsunuz, ve o ana mükemmel uyuyor – neredeyse sizi olduğunuz yerden olmanız gereken yere aktaran büyülü bir portal gibi.”

Kapadokya’da yeni projesi Allred & Broderick ile de konser verecek, yeni minimalist klasik müzik ekolünün en yenilikçi üyelerinden Peter Broderick’in David Allred ile ilk albümü geçtiğimiz hafta yayınlandı. Dünyadan kaçış yollarının en huzurlusu olan ve bu Mayıs’ta başka diyarlara yolculuk etmenize vesile olacak Cappadox Festival’de bizi büyülemeye hazırlanan, minimalist tuşların gezgin ruhu Peter Broderick’le taze işleri, aidiyet, işbirlikleri, müzikal mekanlar üzerine sohbet ettik.

Bilge: Cappadox Festival’de seni David Allred’le birlikte, Allred & Broderick projesiyle izleyeceğiz. O da senin gibi Oregon’dan, ve oradaki stüdyon The Sparkle’da onun önceki albümlerini kaydetmesine yardım ettin. Şu ana kadar duyduğum iki tekliden, Nisan’ın 7’sinde çıkan albümün ilham verici ve özgün bir biçimde bir araya geldiğini görebiliyorum. Hey Stranger parçası çok daha ağır bir hikaye anlatırken, The Ways, a cappella konseptinde. Nasıl tanışıp, yollarınızı birleştirme kararı aldınız? Buradaki performansınızda ne duymayı beklemeliyiz, birlikte doğaçlıyor musunuz? Stüdyoda zamanlarınız nasıldı?

Peter: Aslında, David Allred bana ilk olarak bir hayran olarak ulaştı diyebiliriz. 2012 civarlarında ondan benim bir piyano parçamı (Pulling The Rain) yazılı olarak notaya döktüğünü söyleyen bir e-posta aldım… Transkripsiyonu ekine koymuştu ve benim doğru olup olmadığını kontrol edip edemeyeceğimi soruyordu. Birinin benim bir şarkımı notaya dökmeye zaman ayırmasından çok etkilenmiştim. O sırada David hâlâ büyüdüğü Kaliforniya’da yaşıyordu, bense Berlin’deydim. Ama takip eden yıl boyunca mailleştik ve bir noktada tesadüfi olarak fark ettik ki, ikimiz de benzer zamanlarda Oregon’a geri yerleşecekmişiz. Doğal olarak buluşma kararı aldık ve o zamandan beri sürekli işbirliği içinde olduk. Bu albüm için yalın bir şey yaratmak istedik; üst katmanlar olmadan, canlı sunulacak bir şey. O yüzden sahnede yapacağımız, aşağı yukarı stüdyoda yaptıklarımızın aynı. Fakat yine de bazı şarkılarda doğaçlama için yer bırakmak istiyoruz.

Daha önce hiç Türkiye’de bulundun mu? (Efterklang Türkiye’yi sık sık ziyaret ediyor malum, birkaç yıl önce onlarla buraya sürüklenmiş olabilirsin!) Öyleyse, neler hatırlıyorsun?

Kesinlikle Efterklang’la İstanbul’da bulundum, sanırım 2009 veya 2010 cıvarları. Ama şu ana kadar tek Türkiye ziyaretim buydu. Boğaz vapuruna ve gece canlı olan dükkanlarına bayılmıştım. Sokaklardaki başıboş kedileri de çok sevmiştim. Güzel bir geziydi. Bu yıl Türkiye’nin başka yerlerini de görmeyi dört gözle bekliyorum, Kapadokya’nın çok güzel olduğunu duydum.

Kız kardeşin Heather Woods Broderick de, sen de, kendini adamış, harika sanatçılarsınız. Bana ailen, nasıl yetiştirildiğin, müzikle tanışman, o ilk büyülü an üzerine hatırladıklarını anlatabilir misin?

İki ebeveynim de müzisyen… Daha çok folk âleminde... Onlar ve aynı zamanda iki kardeşim ben büyürken evde epey müzik yapıyorlardı. Çok genç yaşımdan itibaren, ebeveynlerimin birbirlerine çeşitli albümler çalıp, müziğe çok değer verdiklerini de hatırlıyorum. Dolayısıyla müziği hayatımın büyük bir parçası olarak kabul etmek benim için oldukça doğaldı. Yedi yaşımda keman dersleri almaya başladım, ama sanırım bundan önce de evde bulduğum enstrümanları çalıyordum. İki ebeveynim de bana müzikal yolumda destek çıktığı için şanslıyım.

Çocukluğundan ve nerede büyüdüğünden bahsetmişken, Avrupa kıyılarının dalgalarına nasıl kapıldığın büyülü bir gizem. Portland’ın indie/indie-folk sahnesiyle de oldukça ilintiliydin, fakat şu an kalbini çalan, ifadeli ve minimalist bir sound. Sence bu nasıl evrildi, evriliyor? İlhamına belirli bir sınır var mı, veya denemeyi çok istediğin bir şey? Sence müzik konsepti genel olarak nereye evriliyor?

Müzikal esinlerimin sürekli evrildiği doğru. Tüm müzik tarzlarına açığım. Ama ben müziği hep biraz iyileştirici buldum ve sanırım çoğunlukla o an hissettiğim ve ihtiyacım olan belirli bir soundu arıyorum. Bu pek bilinçli bir süreç değil, ama bazen bir şey duyuyorsunuz ve o ana mükemmel uyuyor – neredeyse sizi olduğunuz yerden olmanız gereken yere aktaran büyülü bir portal gibi. Dürüst olmak gerekirse tamamıyla nereye gittiğimi söyleyemiyorum, ama umarım şaşırmaya devam ederim!

Dünyanın geri kalanıyla birlikte, müzikten öteye gidiyor sanırım. Pek çok farklı yerde yaşadın, (Berlin’de bir kiliseden, rüya gibi Luzern’de bir stüdyoya kadar) pek çok farklı yerde kayıt yaptın ve sadece tur kapsamında değil, genel olarak kararlı bir gezginmişsin gibi hissediyorum. Şarkılarında da bu gözlemleniyor: “First I’m here, and then I’m there(önce burdayım, sonra oradayım), “eyes closed and traveling (gözler kapalı ve seyahatte), “this open map is all you've got” (Tüm elindeki tek şey bu açık harita), “when I’m home, I’m not at home” (evdeyken, evde değilim)… Bu konsept yazarken ağırlıklı mı? Bulunduğun yerler yaptığın müziği ve seni nasıl şekillendiriyor, ev dediğin bir yer var mı?

Yıllarca neredeyse sürekli seyahat ettiğim bir hayatım oldu ve bunun bende ve yaptığım müzikte büyük bir etkisi var. Aslında hayatımdaki bütün deneyimlerim müziğimi bir şekilde yoğuruyormuş gibi hissediyorum. Son zamanlarda mümkün oldukça evde kalmak, gittikçe daha çok hoşuma gitmeye başladı. Şu an İrlanda’nın kırlarında minik bir evde yaşıyorum ve evi bırakmayı giderek daha zor buluyorum!

Peter Broderick - Carried (Live on Piano Day 2016) from Erased Tapes on Vimeo.

Geçen yılın sonunda Berlin’de bir kilisede geçirdiğin bütün bir günün sonunda ortaya çıkan Grünewald kısaçalarını geçtiğimiz yılın sonunda yayınladın. Tüm kaydı eski, akustik bir mekanın içinde gerçekleştirmek nasıl hissettirdi?

Grünewald Kilisesi devasa bir sese sahip, epik bir alan. Orada müzik yapmak çok yeni bir his. Bazı şeyler o akustik ortamda alıp gidiyor ve çiçekleniyor, bazıları ise kayboluyor. Orayı kayıtlar ve konserler için pek çok kere ziyaret ettim ve her seferinde orada olmayı büyük bir lütuf olarak gördüm.

Grünewald genel olarak önceden yaptığın işlerden daha derin, ağır ve karanlık duyuluyor. Partners da biraz öyleydi zannımca. Adeta piyanoda kendini daha da özgürleştiriyormuşsun ve derine iniyormuşsun gibi. Alıntılamam gerekirse, biraz ‘peace within chaos’  (kaos içinde huzur) sanki... It’s A Storm When I Sleep’te, sekiz dakikalık bir rüya halinin post-rock-vari deneyimine tanık oluyoruz. Hikayesi nedir?

O şarkıyı (It’s A Storm When I Sleep) çalmak harika hissettiriyor. Bazen ellerim için fazla yorucu olabiliyor ama seslerin tamamının birbiri içinde bulanıklaşıp koca bir duvar oluşturmasını çok seviyorum. Nasıl ve neden ortaya çıktığından tam olarak emin değilim… Birkaç yıl önce o sırada evde olmayan bazı arkadaşlarımın evinde kalıyordum. Yani bütün ev içinde bir piyanoyla birlikte bana kalmıştı ve parça o günde oluşuverdi.

Sometimes yorumunun girişindeki duyulabilir baştan başlama, Low Light’ın sonunda birkaç notayı kaçırdığını mırıldanman gibi – sanırım özellikle bu son iki albümde, mükemmel kesinlik yerine doğaçlama ve kendiliğindenliğe daha çok yer veriyorsun. John Cage, Philip Glass, Brian Eno, Arthur Russell gibi müzisyenlerden esinlenen bir sanatçı olarak sence bu, geniş çerçevede, müziğe doğallık ve akışkanlık mı getiriyor? Ve tabii kayıt dışında, yazma sürecin nasıl işliyor?

Çoğu zaman bir şarkı ben onu hiç beklemediğim bir günde çıkıveriyor. Sanki ben sadece bir taşıyıcı gemiymişim de, şarkı havadan gelip benim içimden geçiyormuş gibi. Kayıtlarda ufak hatalar ve tuhaf şeyler duymaya hep bayılmışımdır, o yüzden sıklıkla o tarz şeyleri kayıtta bırakmayı seviyorum.

İşbirliği işin için vazgeçilmez ve esin verici görünüyor, geçtiğimiz yıllarda Nils Frahm, Felicia Atkinson, Clint Mansell, Arone Dyer, Efterklang, David Allred, Brigid Mae Power gibi pek çok harika sanatçıyla işbirliği yaptın. Yakın zamanda fazlasını duyacak mıyız, gerçekten birlikte çalışmayı isteyeceğin bir sanatçı var mı?

Tabii ki… Sanırım müzik yapmaya devam ettiğim sürece hep insanlarla işbirliği içinde olacağım. Yakınlarda gelecek birkaç şey var. The Sparkle’da kaydettiğim ve önemli bir rol oynadığım bir Shelley Short albümü var, Mississippi Records’dan çıkacak. Yine The Sparkle’da kaydedilmiş bir Brigid Mae Power kışaçaları var, o yakın zamanda çıkacak. Kız kardeşim Heather’ın da kaydettiğimiz ve yakında çıkacak yedi dakikalık bir teklisi var. Ve beni epey heyecanlandıran bir iş de Mayıs sonu çıkacak, bir süredir Portland, Oregon’da çalıştığım amatör koro, The Beacon Sound Choir’ın albümü.

Ufukta başka neler görüyoruz? Gelecek başka projeler ve planlar var mıdır?

Bu yılın ilerleyen zamanlarında ilk piyano notaları kitabımı yayınlayacağım! Böylece nota okumayı bilen insanlar parçalarımı çalmayı öğrenebilecekler. Sanıyorum bu yılın ilerleyen zamanlarında, yaklaşık on yıl önce kaydettiğim ve esasında sadece 25 el yapımı CD şeklinde yayınlanmış bir film müziğinin yeniden baskısı çıkacak. Şu anda bir sonraki uzunçaları için Brigid Mae Power ile çalışıyorum ve kulağa çok güzel geliyor! Bir noktada yine Erased Tapes’ten çıkacak bir enstrümantal albümüm olabilir. Bu oldukça uzun (bir tanesi 17 dakika) ve pek çok farklı enstrüman içeren parçalardan oluşacak.

Abartılmış bir şey söyle.

Teknoloji.

Hak ettiği değeri görmeyen bir şey söyle.

Karahindiba.

En son izlediğin film neydi? (Kısalar da kabüldür.)

Ghost Dog: The Way Of The Samurai

Son zamanlarda aklını meşgul eden, önerebileceğin okumalar var mı?

Stephen Harrod Buhner’in Sacred Plant Medicine’ı.

Son olarak zor bir tane: hayatını değiştiren bir albüm söyleyebilir misin?

Rachel’s - Systems/Layers

Tags: Peter Broderick Allred & Broderick Cappadox Festival
Yazar: Bilge Nur Yılmaz