XOXO The Book
XOXO The Mag

Fotoğraf: Julien Carreyn

Matali Crasset

Biz kendisini kalın gözlük çerçevelerinin ardındaki keskin ve bir o kadar ciddi bakışlarından tanıyoruz. Tasarladığı objeler çok net, gereksiz teferruattan uzak.

Matali Crasset, tasarımın günahkar bir tarafı olduğunu kabul ediyor ama günümüzün işaret ettiği potansiyel işbirlikleri de ona göre heyecan verici yeni bir yol işaret ediyor. Biz de onu bu yolda takip edip, anlamaya çalıştık...

Tasarım günahkar bir meslek mi?

Tasarımı her zaman bir işlev ve estetik üzerinden konuşuyoruz ancak bunun ötesinde bir şeyler de var elbette. Eskilere dönersem, eğitimime başladığım dönemde işlev meselesini biraz daha genişletmeyi istiyordum. Bu istek, benim için hala, kullandığımız temel ürünlerden bahsetmenin ötesinde daha az öncelikli objeler ve bilinçaltı ihtiyaçlar yaratma üzerine düşünmek anlamına geliyor. Ve bu bakış açısı araştırmalarım için her zaman çok mühim olmuştur.

 

Toplumsal yapının dönüşümüyle tasarım arasındaki ilişkiyi nasıl okuyorsunuz?

Tasarım, toplumla ve onun dönüşümüyle çok entegre. Ben de sosyal tasarım üzerine çalışıyorum. Ancak insanların sosyal sorunların çözümü için tasarımcıları birer iş ortağı olarak görmeleri adına bunlar yalnızca birer başlangıç. Ama tabii tasarımcılar çözümü tek başlarına yaratamazlar, bahsettiğim şey daha ziyade grubun bir parçası olmak, birlikte çalışmak ve çevremizde bizi zorlayan her şeye beraber göğüs germek.

 

En yeni projelerinizden biri olan Ikea ps 2017 aydınlatma ünitesinin tasarımı için, sanayileşmenin başlangıç dönemlerini de temsil eden tren yolu lambalarından ilham aldınız.

Referans noktam, tam olarak, beyaz tren yolu ışıklarıydı. Amacım lambayı lamba olarak kendi işleviyle muhafaza edip, onunla olan etkileşimi artırmaktı. Onu alıp başka yere taşıyabilirsiniz, istediğiniz gibi konumlayabilirsiniz. Dolayısıyla işin içinde ışığı kontrol edebilmenizi sağlayan bir hareket var.

 

Neredeyse her tasarımcı kariyerinin bir noktasında bir aydınlatma ve oturma ünitesi tasarımına imza atıyor. Bunun arkasında yatan şey motivasyon mu takıntı mı?

Aydınlatma tasarlamanın bana göre enteresan bir yanı var; ışık açık olduğunda tasarımınız çok kuvvetli bir etkiye sahip oluyor. Tasarlamak işin bir tarafı, diğer tarafıysa ışığı zekice kullanabilmekte yatıyor. Dolayısıyla güçlü bir şey yaratmak için elinizde iki ayrı potansiyel mevcut. Ayrıca teknik anlamda da çok detay olduğu için tasarımcı için aydınlatma tasarımı, tekniklerini geliştirme imkanı bulmak anlamına da geliyor.

 

Geçtiğimiz yıl, Velvet Underground New York Extravaganza sergisini tasarladınız. Sergi mimariden, yeraltı kültür üretiminin en önemli örneklerinden Factory’ye kadar çeşitli referanslar üzerinden New York kentinin düşeyliğine odaklanmıştı. Belli bir zaman dilimini ele alırken nasıl bir yol izlediniz?

Karşıkültürün ne olduğuyla ilgili araştırma yapmak ve belli yaratıcı alanlar adına çok önemli olan bir zaman dilimine odaklanarak bunu ele almak üzere küratörler tarafından davet edildim. O dönemin New York’u tam da böyle bir örnek. Temel amaç, dönemin yaratıcı sahnesindeki tüm aktörlerin, bilinen kodları yıkmayı başaran tüm o insanların yaşadıklarını ortaya koymak ve aynı zamanda izleyicilerin kendilerini dönemin New York'unda hissetmelerini sağlamaktı. Tasarımda kentin yeraltına giriş etkisi yaratmaya çalıştık. O nedenle de biraz karanlıktı. Sonrasında dönemin farklı mekanlarının ve o zamana göre yeni olan önemli kültür aktörlerinin arşivlerine erişiliyordu, o yıllarda olan biteni daha iyi anlayabilmek için.

 

‘90’lar, hareketlilik üzerine araştırmalarınız ve biçimi reddedişinizle, kariyerinizde önemli bir yer tutuyor. 2000'ler, en azından şu ana kadarki bölümü, mesleğinizde nasıl bir dönemi temsil ediyor?

Tasarımın uğraştığı zorluklar ve fırsatlar çok değişti. Bunlardan biri sosyal meseleler ile daha iç içe olma meselesi. Bu nedenle ben de son zamanlarda yeni bir mantık üzerine çalışıyorum. Konu artık şifreleri kırmak değil, daha ziyade bir adım geriye çekilip daha geniş bir bakış açısıyla görebilmek ve buna göre tüm projeleri yeniden ifade edebilmek. Bir konu da, yalnızca madde üzerine değil, strateji üzerine konuşabilmek.

 

Sizden “biçimlendirmenin tasarımcısı” olarak bahsediliyor. Bu tam olarak ne anlama geliyor?

Esas olarak obje tasarımı eğitimi aldım. Ancak zaman içinde insanlardan mekan tasarımı talepleri geldi. Obje tasarlarken de aslında tasarımın insan ve mekan için çekici olan tarafıyla ilgileniyordum. Dolayısıyla başından beri tek bir objenin tasarımına odaklanmaktan ziyade, geniş bir bakış açısıyla tasarımlarımı gerçekleştiriyordum.  

 

Tasarımın bir dil olduğunu düşünürsek, siz kendi dilinizi nasıl tarif edersiniz?

İnsanlara özgürlüğe kavuşmak için bir imkan sağlamak...

 

Moda markalarıyla işbirliği konusuna bakışınız nasıl?

Aslında obje ve giysi tasarlamak iki farklı şey ama gittikçe bu iki alan arasındaki işbirlikleri artıyor. Ben de güncel bazı projelerimde ayakkabı, tekstil gibi alanlara girdim ve konunun içinde işbirliği olduğu bu süreç hoşuma da gitti. İnsanlar benden projeye kendi bakış açımı katmamı istediler. Mesele yalnızca neler olduğuna bakıp yeni bir pozisyon belirlemek değil, sahip olduğum tasarım yaklaşımını giysiler için açığa  çıkarmak ile ilgiliydi. Dolayısıyla kendi algımı ve hislerimi ortaya koymakla başladım. Çok ilginç bir süreç oldu.

 

Cümleyi nasıl tamamlarsınız; “Bunu yapan ben olmasaydım...”

İkiz kardeşim olurdu.

 

Ikea ps 17'nin tasarımında nostaljik bir duygu var mı?

Aslında çok fazla yok. Belirgin bir biçim/form referansı var, ama bu yalnızca bir ilham, aynen kopyalama değil. Ben tasarımın içine led entegre ederek, konuyu referans noktasından alıp, arada insanların etkileşimini ve deneyimini kaybetmeden, bambaşka bir yere taşımayı hedefledim. Böylece çağdaş bir obje ortaya çıktı.

 

Tags: XOXO The Mag 70 Matali Crasset
Yazar: Bahar Türkay