XOXO The Book
XOXO The Mag

Liam Hodges Sonbahar - Kış 2017

Moda sektörünü 'büyük harflerle tutarsızlık' sözleriyle tanımlayan düzen karşıtı Liam Hodges'ın yeni koleksiyonuna buyurun...

“Aslen Kent doğumlu olan Liam Hodges, marka olarak dışavurumcu, çok-heceli bir maskülenlikle ilgileniyor ve sadece mavi kanlılara hizmet etmeyen bir lüks marka yaratıyor. Hafta sonunu beklemek yerine haftayı yaşayan, yani Volvo kullanmayan erkekler için…” 2014 İlkbahar-Yaz sezonu için hazırladığı çıkış koleksiyonuyla moda sahnesine bomba gibi düşen Liam Hodges'ın bu yılki Londra Moda Haftası'ndaki tanıtımı bu cümlelerle başlıyordu. Koleksiyonlarında petrolhead kültürü, işçi sınıfı ve Mad Max gibi aykırı temalar kullanarak maskülenliği güncele taşıyan ve erkeklerin gerçekten giymek istedikleri kıyafetler yaratan tasarımcı, Sonbahar-Kış 2017 koleksiyonunu geçtiğimiz Ocak'ta Londra Moda haftası'nda görücüye çıkarmıştı.  Aşağıda, XOXO The Mag'ın 70'inci sayısında tasarımcıyla yapılan mülakattan bir alıntı aktarıyoruz. Tamamını okumak için derginin basılı bir kopyasını ele geçirmeniz gerekecek... Hodges'ın son koleksiyonuna göz atmak için ise galeriye buyurun.

Röportaj: Utku Palamutçu, XOXO The Mag

 

Özgüven nedir?

Kendin olma klişesini, klişeleşmiş kalıbından çıkarabilmek.

Moda sektöründe kendini ifade edebilmek için özgüvene ihtiyaç duyuyor musun yoksa bir tasarımcı olarak sahip olduğun yetenek özgüvenin ikamesi olabilir mi?

Olamaz, çünkü iyi bir şeyler tasarlamak ve ortaya çıkan ürünün senin bir parçan olmasının istiyorsan, kendini bilmen ve kendine güvenmen şart. Yoksa herkes dikiş, el işçiliği ve kalıplar hakkında bilgi sahibi olabilir.

Peki farklı sınıflardan ilham alarak tasarım yaparken, sınıflararası bir bütünlük mü yaratmayı hedefliyorsun yoksa kendini bir sınıfa mensup addedip, kendine yakın gördüğün insanları mı temsil ediyorsun?

Bir kere her şeyden önce ben bir jenerasyonu temsil ediyorum. Söz konusu jenerasyon, zengin olmanın peşinde değil, cinsellik, cinsiyet, ırk ve bunları merkeze alarak gelişen bir yarışa dahil olmaktan imtina ediyor. Kendimi bu güruha ait görüyorum ve insanların çeşitliliğini ön plana çıkartmak için sınıfları, müziği ve kültürü ilham kaynağı olarak alıyorum. Tabii bunu, her sınıfın kendi içerisinde şahsına münhasır birer grup olduğunu aklımdan çıkartmadan yapıyorum. Bir hikaye dinlediğinizi ve tüm karakterlerin aynı özelliklere sahip olduğunu hayal edin, bu inanılmaz sıkıcı bir şey olurdu. Bu yüzden koleksiyon tamamlandığında ve defile zamanı geldiğinde modellere aynı saç modelini bile uygulamıyoruz.

Petrolhead kültürüyle başladığın hikayeye, işçi sınıfıyla devam ettin ve sonra kendi distopyanı oluşturup, Mad Max’in gerçek olabileceğine inandığın bir koleksiyon hazırladın. Sırada ne var?

Gerçekten ben de bilmiyorum. Şu sıralar Sonbahar-Kış 2017 koleksiyonu üzerine çalışmaya devam ediyorum ama hala sonuca ulaşabilmiş değilim. Zaman daraldıkça panikleyip, güzel bir fikir bulacağıma inanıyorum.

Tasarımlarını sadece haftasonu için değil, haftanın tamamını yaşamak isteyen insanların giyeceği ürünler olarak tanımlıyorsun, üstüne bir de bu erkekleri Volvo sürmeyen erkekler olarak nitelendiriyorsun.

Volvo hikayesi birkaç yakın arkadaşım ile aramdaki bir espriydi, zira Slim Barrett’in Volvo sürdüğünü biliyorum ve kendisi oldukça havalı, üstelik benim tasarımlarımı da giyiyor. Hedef kitlemiz, hafta sonu arkadaşlarıyla dışarı çıkarken güzel görünmek isteyen tipler değil, yaşam tarzını sınırları zorlamak üzerine kuran ve bunu her gün uygulayan insanları benim tasarımlarımı giyerken görmek istiyorum.

En son ne zaman büyük bir risk alıp işi eline yüzüne bulaştırdın?

Bunu sürekli yapıyorum, aksi halde neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemem.

Moda sektörünün bugünkü gidişatını çarpıcı ve bir o kadar da manidar bir kelimeyle açıklar mısın?

Büyük harflerle tutarsızlık.