XOXO The Book
XOXO The Mag

Vahit Tuna, Lütfen Dikkat, ses yerleştirmesi, 2017, Sanatçı ve Alt Sanat Mekanı izniyle. Fotoğraf: Batu Tezyüksel.

"Bize Ait Olan, Herkese Aittir!"

Vahit Tuna, üçüncü solo sergisi Pşisel Sergi ile kendi yolculuğundan başlayarak hepimizin hikayesini anlatıyor.

Sanatçı Vahit Tuna’nın Pşisel Sergisi Galerist, Alt, REM ve Mars olmak üzere dört farklı galeri mekanında 8 Nisan’a kadar seyirciyle buluşuyor. Serginin dikkat çeken ilk noktası, ‘kişisel’ ve ‘psişe’ sözcükleriyle bir kelime oyunu yapan ismi.

Analitik psikolojinin kurucusu Jung, kişiliğin tümünü ‘psişe’ olarak tanımlıyor. Vahit Tuna da bu tanımdan yola çıkarak, “Psişe, bilinçli veya bilinçdışı tüm duygu, düşünce ve davranışları içerir. Psişe birbirinden farklı çalışan ancak birbirleriyle etkileşimde bulunan sistemlerden oluşur. Evet, buradaki kelime oyunu aslında bize ait olanın herkese ait olduğu meselesine işaret ediyor” diye detaylandırıyor. Sergi boyunca farklı mekanlarda, farklı ama iç içe geçmiş ‘an’lara tanık oluyor, bir yandan eşzamanlılığı da deneyimliyoruz.

Sergiye bir buçuk senedir hazırlandığını söyleyen Tuna, sürecini şöyle anlatıyor: “Hafıza süreci biraz daha öncesine, 2011’de Depo’daki sergimin sonrasına kadar uzanıyor. Bu süreç içinde başlangıçta var olan ve sergiye dahil olmuş işlere yenileri eklenerek büyüdü. Ve bu sürecin sunumunu da Galerist’te yer alan Bellek Masası’nda gösteriyorum.”

Galerist’teki sergide sizi tam karşıda siyah-beyaz bir deniz fotoğrafı karşılıyor. Bu bölümün adı, Dalga / Yunanistan Karasuları. Fotoğrafa doğru ilerlerken sağ ve soldaki büyük hoparlörlerden rahatsız edici sesler yükseliyor. Seslerin rahatsız ediciliğinin sebebi, içerikleri. “Bir kilometre Midilli’ye doğru sürüklendi / Ekmek almaya gidiyorum deyip kaldıkları çadırın önünde kayboldu / Arazide, ormanda 15 yıl sonra ailesini kaybetti...” Söz öbekleri birbirinden koparılmış, anlamlı ifadeler oluşturmuyor fakat insanı hızla başka bir zamana götürecek kadar güçlüler.

Bu sesler aklınıza bazı isimleri getiriyor; botla ailesiyle Yunanistan’a geçmeye çalışırken boğulan ve bedeni Bodrum kıyılarına vuran Aylan Kurdi, Gezi Parkı eylemleri sırasında vurulan Berkin Elvan ve daha nice farklı şekilde hayatını kaybeden çocuklar... Bu bellek sarsıntısı,o kısa mesafede sizi duraksatıyor, adımlar yavaşlıyor.

‘Dinlediklerimizi nesnel algımıza göre yeniden anlamlandırıyoruz’

Metin bize daha evrensel bir şey hatırlatsa da, dinlediğimizin aslında sanatçının hayatında da bir yeri olduğunu öğreniyoruz. Yeterince kişisel ama bize hiç öyle görünmeyen durumu Tuna şöyle anlatıyor: “Kayıpların hikayelerinde ‘Bir kilometre Midilli’ye doğru sürüklendi’ anonsu, şu an bize yoğun olarak göçmen sorununu hatırlatmakta, ama aslında o hikayenin orjinalinde, deniz simidiyle Midilli’ye doğru sürüklenen beş yaşında bir çocuğun hikayesi var. Burada biz bunu nesnel algımıza ya da öznel olana göre yeniden anlamlandırıyoruz.”

Ebru Soyuerden’in oldukça başarıyla seslendirdiği bu huzursuz eden tınılar, bizi Alt’ta da karşılıyor. Dev iki hoparlör, aralarında üç kilometrelik kablo yığınının arkasından, sanki olan biteni daha iyi anlamamız, harekete geçmemiz için bize dokunur gibi sesleniyor. Her iki mekandaki bu seslerin nasıl ortaya çıktığını soruyoruz, Tuna cevaplıyor: “Serginin kayıplarla ilgili bölümündeki metinler, basında yer alan, kaybolup bulunmuş insanların hikayelerinden oluşturuldu. İsimlerini hariç tutarak bu kısa kayıp hikayelerini bir araya getirdim; daha sonra bu metinleri kesip biçerek birbirlerinden ayırdım. Bu kesilmiş kısa cümle ve sözcük fişlerini bir torbaya atıp karıştırdım, daha sonra tek tek bu fişleri çekip alt alta sıraladım. Ve ortaya böylece benim şiir dediğim yeni bir metin oluştu. Bu metnin daha sonra ses kaydını yaptık.”

‘İzleyicilerin kendilerini biraz da küçük çocuk gibi hissetmelerini istedim’

Hem Galerist hem Alt’taki dev hoparlörler, sanatçının sanki şehre ve ülkeye yayın yapmak gibi bir derdi varmış hissi çağrıştırıyor bende. Bunu paylaştığımda, şöyle yorumluyor: “Bu devasa formların karşısında izleyicilerin kendilerini biraz da küçük çocuk gibi hissetmelerini, bu oluşmuş şiir ile başbaşa kalmalarını, onu izlemelerini ve dinlemelerini istedim... Birbirine yakın iki hoparlörün üç kilometre kablo ile bağlı olması ve birinden duyduğumuz sesin diğerinden bize gecikerek ulaşması, bellek, kayıp ve yeniden hatırlamalar üzerine düşünmemizi sağlıyor.”

Mars’taki ses yerleştirmesi ise, Tuna’nın da deyimiyle daha klostrofobik  bir mekan içinde sıkışmışlık hissi yaratabiliyor. Mars, diğer mekanlara göre insanı biraz huzursuz ediyor, doğru. Burada izleyiciye iyi gelen ve nefes aldıran şey ise, cırcır böceklerinin sesi. Fakat yine de duvardaki ezilmiş kaskı görünce, bellek harekete geçiyor ve ardından gelen yoğun bas sesi ile bir ürperti duyuyorsunuz.

Sergiyle ilgili en çok merak edilen soru ise, neden dört mekanın tercih edildiği. Tuna şöyle açıklıyor: “Serginin kavramı psişe üzerinden oluştu; psişe tam da bu anı ve geçmişi işaret ediyor bize. Mekanlar arasındaki mesafe, yapıtların kendi başınalığı ve aynı zamanda diğer mekanlardaki yapıtlar ile birlikte bizi düşünmeye teşvik ediyor. Hepsi kendi başına ve birbirleriyle ilişki içinde. Bu da aslında psişede Jung’un ortaya attığı ‘kolektif bilinç’ kavramını bize hatırlatıyor; birbirinden ayrı ama birlikte çalışan sistemi. Ayrıca mekanlar arasındaki zaman ve mesafe sergideki tüm işlere yayılmış durumda. Zaman ayrıca, mekanlar arasında yeni bir yapıt gibi yer alıyor.”

Dört mekanda birden, hem sese hem görüntüye pür dikkat kesilmemizi sağlayan Pşisel Sergi, 8 Nisan’a kadar Galerist, Alt, REM ve Mars’ta görülebilir.

 

Tags: Vahit Tuna Galerist Alt REM Mars Sergi Pşisel Sergi
Yazar: Nihan Bora