XOXO The Book
XOXO The Mag

Cihangir Gümüştürkmen, Fatma Souad

Alfabenin en ‘Kuir’ Harfi

‘Ğ’ bir kişi olsaydı ve Almanya’ya göç etmek üzere Türkiye’yi terk etseydi… 1961’de Almanya’ya işçi olarak giden yüzlerce göçmenin birinin çantasının içerisinden gizlice Alman alfabesine sızsaydı?

Schwules Müzesi 2 Mart – 29 Mayıs tarihleri arasında iki Türkiyeli küratör tarafından hazırlanan Ğ, Yumuşak G, Kuir Formların Göçü sergisine ev sahipliği yapıyor. Emre Busse ve Aykan Safoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği sergide Yeşim Akdeniz, Hasan Aksaygın, Mehtap Baydu, Taner Ceylan, Ayşe Erkmen, Cihangir Gümüştürkmen, Nilbar Güreş, Aykan Safoğlu, Erinç Seymen, Viron Erol Vert, Ming Wong ve Banu Cennetoğlu ile Philippine Hoegen temsiliyle Masist Gül’ün işleri yer alıyor.

Emre Busse ve Aykan Safoğlu Türkiye ve Almanya’da sanat ve aktivizm çevrelerinde aktif olarak yer alan iki İstanbullu küratör ve aynı zamanda sanatçı. İkisi de uzun zamandır Yakın Doğu, Avrupa ve özellikle Berlin’de yaşanan kuir-göç, marjinalize cinsel kimlikler ve beden politikalarıyla ilgileniyorlar. Genellikle video alanında ürettikleri işler Batı toplumlarında ırksallaştırılmış erkek imgelerini sorguluyor.

Onları bu projeyi gerçekleştirmeye yönlendiren motivasyonu sorduğumuzda, “Bu serginin bu zamana kadar gerçekleşmemiş olması bizim için en büyük motivasyon kaynaklarından biri” cevabını alıyoruz.

Ğ, Yumuşak G, Kuir Formların Göçü grup sergisi özellikle Türkiye ve Almanya, İstanbul ve Berlin’de yaşayan LGBTIQ+ kişiler arasında gelişen trans-kültürel etkileşimler üzerine yoğunlaşıyor. Küratörler tüm bu hareketi ve hareketin beraberinde getirdiği bütün dengeleri tek bir harf ile betimliyorlar: Ğ. Bir harfin yumuşağı, aynı harf ve öte yandan aynı harf değil; ‘g’nin yumuşağı, yumuşak g, sadece Türkçe’ye özgü bir durum. Modernleşmek isteyen Türkçe’nin Arap harfi 'gayın’ın yerine ikame etmesi için bulduğu ve adlandırdığı bir ses. Busse ve Safoğlu’na göre aynı zamanda alfabenin en kuir harfi, çünkü bu harf kendinden önce gelen sesli harfi uzatmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Ne bir kelimenin başına gelebiliyor ne de büyük harfle yazılabiliyor yumuşak g. Yine küratörlere göre bu harf aslında oryantal kökenini yanına alarak Batılı bir vücuda sığınmış, dönüşmekte olan bir erken 20’inci yüzyıl bedeni.

Tam da burada Busse ve Safoğlu enteresan bir hikaye yaratıyorlar: ğ bir kişi olsaydı ve Almanya’ya göç etmek üzere Türkiye’yi terk etseydi… 1961 yasasıyla Almanya’ya işçi olarak giden yüzlerce göçmenin birinin çantasının içerisinden gizlice Alman alfabesine sızsaydı?

Bu sergi projesi Türkiye’den göçen kuir bireylerin özellikle sanatsal hayatlarına odaklanıyor. Bu kuir sanatçıların büyük çoğunluğu genellikle bu göç deneyimleri ve azınlık olmanın getirdiklerini sanatlarına taşıyorlar, bunun üzerine çalışıyorlar. Küratörler en temel isteklerinin “bu kuir ve göç etmiş bireylerin perde arkasında kalmış hayatlarını görünür kılmak” olduğunu açıklıyorlar.

LGBTIQ+ çevresinde görülen ırkçı, yabancı düşmanı yapılarla mücadele etmeyi, LGBTIQ+ göçmen bireylerin özgürleşme süreçlerine yardımcı olmayı ve özellikle Almanya’da bugüne kadar hakkıyla temsil edilememiş olduklarını düşündükleri zengin ve çok yönlü kuir sanatçıların görünür kılınmasını gönülden arzu ettiklerini belirten küratörler, sergiyi sanatçı konuşmaları, film gösterimleri, atölyeler ve sunumlardan oluşan bir programla zenginleştirmeyi hedefliyorlar.

Son olarak, “projeniz nihai olarak neyi elde etmek istiyor?” sorusunu şöyle cevaplıyor küratörler: “Bu serginin formatı kolektif bir deney üzerine kurulu. Sergilenen işlerin yanı sıra geniş tarihselliğin ön plana çıktığı bir yan etkinlik programımız var. Farklı jenerasyonlar arası kaybolduğu varsayılan, ama akümüle olduğunu pratikten bildiğimiz kuir arkadaşlık ve yoldaşlık birikimini katılımcı/izleyicilerimizle başlattığımız bir diyalogla dolaşıma sokmayı amaçlıyoruz.”