XOXO The Book
XOXO The Mag

Fotoğraf: Mira Pavlakovic

Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Trinidad’ın koloniyal mimarisiyle ünlü tarihi merkezini keşfe çıkmanın en iyi yolu yürümek. Burada sizi Arnavut kaldırımı sokaklar boyunca dizilmiş tek katlı, pembe, beyaz, mavi tonlarına bürünmüş sıra evler bekliyor.

Küba’nın Naif Çekiciliği

Değişimin eşiğindeki bu ada ülkesine tüm dünyadan akın akın ziyaretçi yağıyor. Bu yaz belki de sıra sizde…

Trump faktörü devreye girmeden önce Küba ile ilgili resmi duruşumuz şuydu: “Aman Amerikalılar gelip her şeyi 'McDonaldslaştırmadan' önce görelim!” Obama yönetiminin Küba ile arasındaki buzları eritmeye karar vermesi ile ülkenin kapitalist batıya bir adım daha yaklaşması, Küba’nın el değmemiş doğasını, tiyatro dekorunu andıran tarihi dokusunu ve renkli, dost canlısı insanlarını ‘bozulmadan önce’ görmek isteyenleri harekete geçirmişti. Trump’ın politikası ne olur bilinmez ama Küba hâlâ dünya turizminin en popüler destinasyonları arasında.

Küba deyince akıllara hemen Havana puroları, klasik otomobiller ve müzik gelse de ülke özellikle tıp ve ilaç sektörlerinde son derece ileri (bakınız Michael Moore’un 2007 yapımı belgeseli Sicko). Buna rağmen ülkeye gittiğinizde, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve şiddetlenen ABD ambargosunun etkilerini hâlâ görebiliyorsunuz. Sokaklar güzel ama harap, insanlar mutlu ama fakir… Öte yandan, kısa süre önce kaybettiğimiz Fidel Castro’nun yönetimi kardeşi Raul’a devretmesinden sonra başlayan sessiz değişim artık yavaş yavaş hissediliyor.

Küba’ya gitmek bir anlamda ‘zamanda yolculuk’ yapmaya benziyor. Sadece sokakları dolduran orijinal klasik otomobillerden söz etmiyoruz (gerçi yaşları 70’i bulduğu halde tıkır tıkır işleyen bu otomobiller de başlı başına bir makale konusu). Adanın Kolonyal dönemi yansıtan kent dokuları ve insanların sıcakkanlı dostluğu, 21’inci yüzyılda unuttuğumuz bir ‘masumiyet çağını’ hatırlatıyor. Küba’da Havana’nın yanı sıra, Trinidad gibi Dünya Mirası Listesi’nde yer turistik merkezleri gezebilir, yetenekli caz müzisyenleri dinleyebilir, gittikçe hareketlenen sanat ortamını keşfe çıkabilir, ailelerin evlerinde misafir ağırladığı paladar tipi restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Son zamanlarda turistler için sunulan imkânlar arasında Fidel Castro döneminde yasaklanan golf sahaları ve  yenilenmiş havalimanı ile cruise gemileri ve lüks yatlar için altyapısı geliştirilen, bu sayede geçen kış 200 kadar gemi ağırlayan Mariel Limanı dikkat çekiyor.

Yine de turizm sektörünün henüz ülkeye duyulan ilgiyi karşılayacak kadar geliştiğini söylemek zor. En büyük sorunlardan biri, düzgün bir otelde yer bulabilmek. Saratoga ve Parque Centrale gibi Havana’nın en lüks otelleri, hâlâ batı standartlarında hizmet sunmaktan uzaklar. Daha maceracı bir yaklaşım Kübalılar’ın evlerinde kalmak olabilir… ‘Casa Particulares’ adı verilen bu pansiyonlardan size göre olanını bulmak için, casaparticular.com ve casas-cuba.org ya da airbnb.com sitelerine göz atabilirsiniz. Benzer bir durum, yemek konusunda da geçerli. Hükümetin işlettiği restoranlar gerçekten pek çekici değil ama ailelerin kendi evlerinde veya evlerden dönüştürülmüş mekanlarda yemek sunduğu paladarlar, ev hissi veren antika dekorasyonları ve taptaze ve lezzetli deniz mahsülleriyle denemeye değer.

Hâlâ kararsız mısınız? O zaman Küba’nın güzelliklerini biraz daha yakından görmek için galerimize bir göz atın…

Tags: Küba Jag-Style Havana Trinidad Trump Turizm Tatil Seyahat
Yazar: Fikret Güvenç