XOXO The Book
XOXO The Mag

Ziinlife

Made in China İbaresi Kalitenin Adı Olabilir mi?

Nihayete eren Şanghay Tasarım Haftası öncesinde, bugüne dek ‘çakma’ ürünlerle anılan Çin’in yükselen tasarım sahnesindeki tasarımcılarına sorduk: Dünya ile rekabet edebilecek misiniz?

Çin uyuyan bir devdi. Şimdi uyanmaya çalışıyor… Ülkenin önemli tasarımcılarından ve ilk özel tasarım müzesinin kurucusu olan Jamy Yang, “Çin’de tasarımın zirve yaptığı son dönem, Çin yapımı ahşap mobilyaların bütün dünyada birinci sınıf  kabul edildiği Ming Hanedanı zamanındaydı” diyor. Yani 1600’lü yıllardan söz ediyor. Köhne imparatorluğun Sanayi Devrimi’ni kaçırmasıyla birlikte Çin tasarımı dünya sahnesinden oldukça uzun bir dönem çekilmek zorunda kaldı. Yang, sanayileşmesini yapamayan Çin’in doğal olarak bir sanayi altyapısı geliştiremediğini ve üretmediği için tasarıma da gerek duymadığını söylüyor. Ta ki 2000’lere kadar… ”Çin’deki reform ve dışarıya açılma döneminden önce uygulanan ekonomi programları, ürün tasarımına olan talebi kısıtlıyordu” diye açıklıyor Yang, “güçlü Batı kültürü ve ürünleriyle rekabet edemeyen Çinli girişimciler, hemen hiç tasarım talep etmeyen imalatçılara dönüştüler.”  

Tasarım – üretim ilişkisi, tavuk-yumurta sorunsalına benziyor. Hangisinin önce geldiğini kestirmek zor. Ancak Çin’in son 35 yılda yaptığı sanayi hamlesi, hem iç pazardaki alım gücünü yükseltti hem de Çinli tasarımcıların sırtlarını dayayabilecekleri bir üretim altyapısı ve tecrübesi yarattı. Yani Nasreddin Hoca’nın deyimiyle un da şeker de vardı, ama helvayı kim karacaktı? Hediyelik eşya konusunda uzmanlaşan EY Products tasarım ofisinin kurucularından Jerry Huang, “Çin küresel rekabette iyi bir izlenim bırakmadı” diyor, “Çoğu insan için ‘Made in China’ etiketi, ucuzluk ve kalitesizlikle, fikri mülkiyeti hiçe sayan ‘çakma’ ürünlerle eş anlamlı hale geldi. Bu izlenimi kırmak, hem zaman hem de çok çalışmayı gerektiriyor.” 

Çin’in gelişmeye devam edebilmesi ve devasa nüfusunu insanca yaşatabilmesi için imalat sanayiinin ötesine geçip artık katma değer üretmeye başlaması şart. Yoksa dünya pazarında söz sahibi olamayacağı gibi,  ‘dünyanın en büyük pazarı’ olan kendi iç pazarından aslan payını da (belki de adına üretim yaptığı) Batılı firmalara kaptırmaya devam edecek. Çinli alıcı şu an için, hâlâ ithal ürünleri tercih ediyor. Bu bağlamda Çin’de, hem devlette hem de özel sektörde ciddi bir farkındalık, hatta ‘adanmışlık’ olduğunu belirtmek gerek. Ülkenin tasarıma yaptığı yatırım, özellikle ekonomik büyümenin motoru kabul edilen Pekin, Şanghay ve Guangzhou’da çok çarpıcı. Dünyaca ünlü mimarlık ofisleriyle birlikte geliştirilen mimari projeler, birbiri ardına açılan tasarım okulları, müzeler, tasarım haftaları, fuarlar, uluslararası etkinlikler ve yurt dışından ‘ithal edilen’ tasarımcıların getirdiği know-how, Çin’in kendi dünya çapında tasarımcılarını yetiştirebilmesi için verimli bir ortam yaratıyor. 

“Çin’de orijinal işler yapma konusunda son derece ciddi, oldukça istekli müşterilerle tanıştık”

Önümüzdeki Mart’ta Şanghay’da düzenlenecek Tasarım Haftası kapsamında bir konferans verecek olan tanınmış Londralı tasarımcı Paul Cocksedge son beş yıldır çok sayıda proje gerçekleştirdikleri Çin’de “orijinal işler yapma konusunda son derece ciddi, oldukça istekli müşterilerle” tanıştıklarını, bu anlamda Şanghay’ın “içinde ciddi surette bireysellik barındıran benzersiz bir yer” olduğunu söylüyor. Cocksedge’e göre Şanghay’ı ve Çin’i dünyanın diğer bölgelerinden ayıran en önemli özellik, sadece müşterilerin benzersiz işler yapma konusunda hevesli olmaları değil, bu konuda gerçekten ciddi olmaları: “İşler ilerliyor, sürüncemede kalmıyor ve dışarıdan biri olarak Çin’de öğrendiğim bir şey varsa, o da her şeyin hızla değişebildiği bir yer olması.” Cocksedge yaratıcılık ve yenilikçilik konusunda sıkıntı çekmeyen Çinli genç tasarımcıların dünya sahnesinde boy göstermemesi için bir sebep olmadığını söylüyor. 

New York merkezli tasarım stüdyosu Benwu Studio’nun kurucularından Hongchao Wang da aynı fikirde. “Çinli tasarım markalarının kalitesizlikle özdeşleştirilen ‘Made in China’ önyargısını kırıp, Avrupalı markalarla rekabet eder hale gelmesi son derece mümkün” diyor, “Ancak Çinli tasarımcıların Japonlar’ı taklit etmek yerine Güney Koreliler gibi daha açık fikirli ve cesur davranmaları gerekiyor.” Wang’ın kısa vadede Asya’nın tasarım merkezi olarak işaret ettiği ülke Güney Kore: “Çin güncel tasarımının olgunlaşması ve rafineleşmesi için bir 10 yıla daha ihtiyacı var.” Frank Chou Tasarım Stüdyosu’nun kurucusu Frank Chou ise, Çin’de sadece tasarımcı ve tasarım markalarının değil, tüketicilerin de zamana ihtiyacı olduğunu vurguluyor: “Çinli tüketicinin alım gücü oldukça yüksek ama şu anda gösteriş amaçlı tüketim evresindeler. Olgunlaşıp kaliteli tüketim çağına gelmeleri zaman alacak.” 

“Çin tasarımı henüz çok genç ve yeni ama kendine has bir kültürü var. Dünyayı şaşırtabilir”

Ama bu o kadar da uzun bir zaman olmayabilir… Erişilebilir fiyatlı tasarım ürünleri yaratmak için yola çıkan Şanghaylı mobilya üreticisi Ziinlife’tan Kiran Zhu, “Son yıllarda Çin’deki tüketici piyasası, farkındalık ve bilgi anlamında bir evrim geçirdi. Talep çok yüksek ve böyle gelişmekte olan bir pazarda açılan yeni kanallar, giderek canlanmaya başlayan Çin tasarımı için bulunmaz fırsatlar yaratıyor” diyor. Mobilya, aydınlatma ve aksesuar tasarımı yapan WUU Furnitures’un kurucusu Chen Furong ise “Çin, insanlarının kendi hayat tarzları konusunda açık fikirli ve pozitif oldukları bir dönemde” diyor, “İnsanlar iyi yaşamayı öğrenmek istiyor ve hayat dolu, heyecan verici bir pazar var. Bu, benim gibi genç tasarımcılar için inanılmaz bir fırsat.” Ve ekliyor: “Çin tasarımı henüz çok genç ve yeni ama kendine has bir kültürü var. Dünyayı şaşırtabilir.” Uluslararası pazarda belli bir deneyimi bulunan W+S Group’un kurucusu içmimar Ben Wu ise, markalaşmanın önemine dikkat çekiyor: “Çin kültürü ve tarihi sayesinde uluslararası tasarım pazarında ürünlerimizi benzersiz kılan doğuya has bir estetiğimiz var. Ancak henüz tasarım sektöründe yeniyiz ve bu denli rekabetçi bir pazarda güçlü markalar inşa etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.”

Bu karmaşık denklemde Çin’in elindeki en büyük kozlardan biri, ülkenin özellikle tekstil, porselen, emaye ve ahşap işlemeciliği konusunda sahip olduğu inanılmaz tarihi ve kültürel birikim. Deri ve ahşap kullanan tasarım ürünleriyle öne çıkan Skeleton & Skin’in kurucularından Yin Sheng, “Kültürel tarih birikimi ve doğuya has estetiğin Çinli tasarımcıların ruhuna işlemiş olması bir avantajdır” diyor, “Çinli tasarımcılar geleneksel Çin kültürünü çağdaş tasarıma ve uluslararası pazara entegre etmenin daha iyi yollarını bulmalılar.” Haostyle’dan Wen Hao ise, bu yapıldığı taktirde, başarının kaçınılmaz olacağına inanlardan. Çağdaş Çin tasarımında, biri Batılı diğeri Doğulu bakış açısına ve tasarım anlayışına sahip iki ana akım olduğunu, Batılı akımın küreselleşme, seri üretim ve standartlaşma konusunda gelişirken, Doğulu akımın ise rafine el işçiliği ve sınırlı üretimle ayrıştığını söyleyen Hao “Çağdaş Çin tasarımında devam eden bu iki akımının farklarıyla birlikte bir arada var olmaları, çok ilgi çekici bir çeşitlilik ve benzersiz estetik deneyimlerin ortaya çıkmasına neden olabilir” diyor.

Çin’in kendi özgün tasarımını geliştirmek ve dünya pazarında rekabet etmek üzere geçtiğimiz 10 yıl içinde yaptığı yatırımın bugüne kadarki sonuçlarını, 8-11 Mart tarihlerinde düzenlenecek Şahghay Tasarım Haftası’nda göreceğiz. Geçen seneki sürümünde, 70 ülkeden 46 bin ziyaretçiye ev sahipliği yapan bu büyük sergiye bu sene çoğunluğu Çinli olmak üzere 350 tasarımcı firma katılıyor. Bu firmalar arasından uluslararası pazara yönelik çağdaş tasarımlarıyla öne çıkan isimleri sizler için derledik. Tasarım haftası öncesi bir ‘ön gösterim’ izlemek isterseniz, galeriye buyurunuz…